28 Kasım 2010 Pazar

bir varmış, bir yokmuş...

Bundan birkaç yüz yıl önce bilginlerin hünerlerini sergilemek için oynadığı bir zeka oyunu varmış. Bu oyunun genel kuralları aynı olsa da oynandığı ortama göre farklı bilginler, farklı şekillerde ustalaşırmış.

Yaşlı bilginlerle genç bilginlerin birarada oynadığı bu oyunda zamanı gelince yaşlılar inzivaya çekilerek hayatlarına devam ederlermiş. Bir gün yeni bin yılın müjdecisi olarak genç bir bilgin ortaya çıkmış. Ustaların arasından sıyrılmış. Onu bu oyunu izlerken görenlerin gözleri parlarmış zira o, daha önce hiçbir bilginde görülmeyen bir asillikle oynarmış oyununu.

Gel zaman git zaman oynadığı oyunların büyük bir çoğunluğundan üstünlükle ayrılan bu bilgin artık "en iyi" olarak anılmaya başlamış. Onu izlemeye dünyanın dört bir yanından insanlar, belki ona dokunabilmek, şanslılarsa seslerini duyurabilmek için sıralarda beklermiş. Bu bilgin o kadar az oyun kaybedermiş ki kimse aslında onun kaybettiği zaman nasıl bir insan olduğunu bilmez hep galipkenki centilmen haliyle tanırmış. Tabii ki bilgini çok iyi bir oyuncu olduğu için ve maç kaybetmediği için suçlayamayız.

Ancak bu bilginin bile henüz ustalaşamadığı bir bölüm varmış. Bu zeka oyununu çok atak taktiklerle oynayıp, çabuk bitirmeyi seven bilgin çok yavaş ortamlarda bir türlü en büyük zaferini elde edememiş.

Sonra uzaklardan bir bilginin daha namı hızla yayılmaya başlamış. Bu bilgin 4-5 yaş daha genç ve daha enerjikmiş. Oynadığı oyun ise savunmaya dayalı ve alt edebilmek için çok sabırlı olunması gereken türdenmiş. Ustalaştığı bölüm itibariyle de en başlarda yaşlı olan bilginin zıttı olarak görülmüş hep.

İlk karşılaşmalarında çömez bilgin, yaşlı bilgini alt etmeyi başarmış. Daha sonra çoğunluğunu yavaş ortamlardaki oyunların oluşturduğu seride ilk yedi karşılaşmalarında sadece bir kez yenilmiş. Dünya oyun tarihindeki en büyük rekabetlerden birine işte böyle başlanmış.

Zaman akmış, mevsimler geçmiş, yaşlı bilgin ustalığından, genç bilgin ise azminden hiçbir şey kaybetmemiş. Artık bu oyunda "onlar ve diğerleri" varmış. Bütün buluşmalarda bu iki bilginin arasındaki maçlar hasretle beklenir olmuş.

Yaşlı bilgin hâlâ yavaş ortamda, genç bilgin ise hâlâ hızlı ortamlarda en büyük oyunu kazanamamış. Ta kii o efsane oyuna kadar.

O gün yağmurun ve karanlığın, bütün kötülüklerin engelleyemediği bir güzellik varmış ve bütün dünyaya yayılmış. Oyunu izleyenler mest olurken, iki bilgin galip olan tarafta isimlerinin yazması için varlarını yoklarını ortaya koymuşlar. Bu oyun tarihinin en efsane karşılaşmalarından birinin sonunda, genç bilgin artık çömezlikten sıyrılıp ustalığını ispat edercesine alt etmeyi başarmış yaşlı bilgini. Uzun süren baskınlığını da yok ederek...

Bir sonraki yılın başında bu iki bilgin yine büyük bir buluşmanın en son oyununda karşılaşmışlar. Genç bilgin yine kazanınca yaşlı bilgin ağlamaya başlamış. Onları izleyen binlerce kişi de hayretler içinde kalmışlar. Çünkü ilk defa çok değer verdikleri bilginin zayıflığını görüyorlar, onun da aslında kendileri gibi etten ve kemikten bir insan olduğunun farkına varıyorlarmış.

Genç bilgin rakibinin yanına yaklaşmış ve ona sarılırken kulağına şunları fısıldamış: "Hâlâ en iyisi sensin."

Artık yaşlı bilginin tek amacı varmış. O da kazanamadığı tek büyük buluşmada birinci olmak. O yıl bunu başarmış. Ancak genç bilginle karşılaşamadan. Genç bilgin hasta hasta oynadığı bir oyunda yenilerek elenince yaşlı bilgin koleksiyonunu tamamlayarak artık sadece o dönemin değil, tüm dönemin en iyisi olduğunu göstermiş.

Genç bilginin hastalığı fenaymış. Dünyanın dört bir yanında ilim adamları ve tabipler getirilmiş. Çoğu yazar onun bir daha eskisi kadar iyi olamayacağını söylerken o, en büyük özelliği, azmiyle, bunların üstesinden gelip tekrar zamanının en iyisi olmuş.

İki bilgin uzun bir süre büyük buluşmalarda karşılaşamamışlar. Ta ki o son oyunlarına kadar. O son oyunları... İşte onu anlatmaya benim hayalgücüm de yetmez.

2 yorum:

Hakan 28 Kasım 2010 16:11  

çok güzel bir yazı.eline sağlık

karaktersiz 29 Kasım 2010 00:00  

sen edebi bi abiye benziyon. valla harika bi yazi olmu$, te$ekkurler.

yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP