9 Eylül 2010 Perşembe

amerika açık 2010: rüzgarla dans

Bugün kadınlarda ikinci yarı final eşleşmesi de belli oldu. Gündüz seansında daha dikkat çekmeyen maç vardı. 31 numaralı sürpriz çeyrek finalist Kaia Kanepi ile Wimbledon finalisti Vera Zvonareva arasındaki maçtan galip ayrılan, iki sette Vera oldu.

Bugün dört tane kazanan vardı teklerde belki ama asıl kazanan rüzgardı. Arthur Ashe Stadyumu'nun konuşlandığı yer artık boğazda mıdır, nedir bilmiyorum ama dünyanın en rüzgarlı yeri olmalı. Yine uçuşan havlular, kağıtlar, şişeler vardı. Yine ralliler yarıda kesildi, baştan başlatıldı. Yine servisler kendini şaştı.

Kanepi kendi etti kendi buldu denilebilir 60 basit hata görünce ama bunların çok büyük bir yüzdesinde rüzgarın etkisi var. İki kez ıskaladı üzerine gelen topu Estonyalı zira rüzgar yüzünden top olması gerekenden daha çabuk alçaldı birkaç pozisyonda. Kanepi zaten kendisi ben maça yavaş başlayan, kolay ısınamayan biriyim demişti ki bunu bir tur önce kazandığı maçın ilk setini 6-0 ile kaybetmesinden rahatça görebiliriz.

Vera'nın rakibi ise daha daha daha daha rüzgarlı bir maçı kazanan Caroline Wozniacki oldu. 1 numaralı seribaşı, Şarapova'dan sonra sevdiğim, hoşlaştığım, seviyeli bir ilişkimizin olduğu Slovak Dominika'yı iki sette geçti. Rüzgar yüzünden Avatar the Last Airbender dışında kimsenin servis oyununa tutunacağını düşünmesem de ilk 3 oyundan sonra servisine ilk tutunan Danimarkalı oldu. İlk seti rahat kazandı. İkinci set daha çekişmeliydi ama rüzgarla daha iyi başa çıkan Wozniacki'ydi. Geçen seneki başarısından 1 maç uzaklıkta Caro.

Bu arada bok gibi parası olan Donald Trump da her zamanki suitindne izlemek yerine Wozniacki'nin menajerini arayıp boxtan izlemek istediğni söylemiş. "Aman efenim, canım efenim, buyrun gelin" demişler. Parası var ya. Ben desem iplemezler. Ben Trump'ın hayatı boyunca seyrettiği maçlardan daha fazla izlemişimdir tenis. Bütün sülalesini topla yine daha fazla izlemişimdir. Ben istesem almazlar. Bu bana niye koydu durup dururken hiçbir fikrim yok. Saat, uykusuzluk falan... Ondandır kesin.

Erkeklerde yine bir Federer-Djokovic yarı finali doğdu. Bu turnuva hep aynı şeye gebe. Peki üst üste 4 yıl iki oyuncunun ana tablonun aynı tarafa düşme olasılığı nedir? Düşüktür. Yüzde 7 civarı. Peki üst üste 3 yıl iki oyuncunun ana tablonun aynı tarafına düşme olasılığı nedir? Düşüktür. Yüzde 13 civarı. Şike var şike. Ama bu sefer Djoker yener. Aha da yazdım buraya. Bu maça çok iyi hazırlandık.

Günün ilk maçında Djokovic, Monfils'i o kadar rahat geçti ki ben buna alışık olmadığım için yadırgadım. Her zamanki gibi rüyadayım sandım ve hemen koştum Gulbis ana tabloda devam ediyor mu diye baktım. Etmiyordu. Totemim işe yaramıştı yine. Tie-break'e giden geriye düştüğü ilk set dışında kendini sıkmadan kazandı Sırp oğlan.

Federer ise Söderling'i üç sette geçti. Söderling berbattı. Tek kelimeyle berbat. Soğukkanlı falan diyoruz adama ama içten içe panik olduğu yaptığı şut tercihlerden anlaşılıyordu. İsviçreli ise rüzgara rağmen müthiş bir servis istatistiği ile oynadı. 18 ace. İkisini de sevmem zaten benim için önemli değil kazanan ya da kaybeden.

Sadece tek itirazım var. Maçın ikinci oyununda Söderling'in servis kırdığı puanda challenge yaptı Federer ve kazandı. Topu içerdeydi. Burada hakemin puanı tekrarlatması gerekirken puanı Federer'e  verdi. Hobaaaaa... Pascal zaten çok hata yapan bir sandalye hakemi. Belki o oyunda servis kırsa Söderling her şey daha farklı olurdu. Ama bilinemez tabi. Hem cidden ilgilenmiyorum.

Yarın tablonun üst kısmındaki çeyrek final maçları oynanacak. Kadınlarda maç yok.

5 yorum:

kirpi 9 Eylül 2010 08:48  

Aklima "No pascal, No. No no no no no!! I hit the ball, i hit the ball!!" geldi. Kurallari yanlis biliyor olabilir mi?

Spooky 9 Eylül 2010 09:30  

İçimdeki Hıncal aşkı bambaşka: "Cibulkova, korkak Haşmet..."

Bence nasıl oynaması gerekiyorsa tersini yaptı. Ayrıca 30-40 sene öncenin rallileri tadında niteliksiz amma puan izledik. Her ne kadar Ekşi Sözlükçü olsam da her savunma oynayan tenisçiye bok atmam ama 1 numaralı seri başı lan. İnsan azıcık bi şey yapar.

Özgür 9 Eylül 2010 12:00  

Federer ile Djoker 4 senedir ayni tarafa dusmuyor. Sadece 3 senedir ayni taraftalar. 2007'de finalde karsilastilar.

Russell 9 Eylül 2010 20:03  

@spooky

öyle rüzgar vardı ki federer bile defansif kaldı çoğu zaman, o yüzden wozniacki'ye kızamıyorum, heh. :)

erman tüneri 10 Eylül 2010 12:19  

Maç yine eglenceli olur =) Federer yine yener =)

yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP