28 Temmuz 2010 Çarşamba

istanbul cup 2010: gün 2

İkinci gün yine açık bi gökyüzü yoktu. Cirstea’yı görmenin verdiği heyecanla gittim en dipteki korta oturdum. Cirstea’nın koçu Rodrigo Nascimento’nun arkasına oturduğumu da sonradan fark ettim. Merkez kortta Wimbledon yarı finalisti Pironkova vardı. Yan kortta da Jovanovic ile Vesnina. Cirstea-Amanmuradova maçını izleyen koçla birlikte 5 kişiydik. Zaman ilerledikçe, ilk setin sonlarına doğru 20’yi bulmuştu sayı.

Rumen sıkıntılı başladı. Amanmuradova’nın servisleri iyiydi. Özellikle ikinci serviste top düştükten sonra çok yükseliyor, Sorana’yı zor durumda bırakıyordu. Biraz da bizim gazımızla toparlanan Cirstea ilk seti tie-break ile kazandı. Akgül’de dikkatimi çeken bir şey de yürüyüş tarzı. Guillermo Coria gibi duruyor, yürüyor. Göğüs önde, popo biraz dışarıda. Aydemir Akbaş diyeyim anlayın. Neyse efenim Soranacığım (çok yakınlaştık kendisiyle, böyle demekte bir sakınca görmüyorum ehehe) ikinci sette rahattı. Tahmin etmiştim zaten ilk setteki kadar zorlanmayacağını. Kazandı maçını ve basın toplantısı için hazırlanmaya doğru yol aldı.

Bu arada yan kortta Sarı Gelin Marta ile Pavluçenkova arasındaki maç başlamıştı. Sorana’nın gelmesi ile Marta’nın pabucunu dama atmıştım. Benim dikkatimi çekmesi gerekiyordu. Parliament mavisi elbisesi bile yetmemişti bunun için. O da ilk oyunda Pavluçenkova’nın servisini kırdı. Baktı ben ilgilenmiyorum sonraki 12 oyunu kaybederek 6-1/6-0 ile evine döndü. Şu kızlar çok garip.

Cirstea ile şans eseri genel basın toplantısından sonra özel röportaj yakaladım. Hemen atladım tabi. Hazırlıksızdım 10 dakikada soruları çıkardım. Konuştuk. Bana çok tatlı olduğumu, akşam bir işim olup olmadığını sordu. Dedim o senin tatlılığın Soranacığım, iş miş yok. "We have all the time in the world, just for love, nothing more, nothing less, only love" dedim. Sesimi de Louis Armstrong gibi yapınca tav oldu. Makas aldım bi tane. Kikirdedi. Sonra kurduğum hayalden uyandım. Çok şeker kız yahu. Fotoğraf çektirirken aynı boyda olduğumuzu da fark ettim. Yarın gazetede çıktıktan sonra buraya da koyarım röportajı.

Sonra Pironkova geldi. Türkiye’yi evi gibi hissettiğini, imambayıldıya bayıldığını söyledi. Basın mensupları içinde en garip soruları soran olarak 2008 Roma’da korttaki kertenkeleyi eline alması hakkında sordu sordum. Kilitlendi. Ama hatırladı. “Ball boy üzerine basacaktı, ben de kurtardım. Ama yine de hayatına devam edebildiği konusunda şüpheliyim” dedi.

Gazeteye yazı yazmaktan akşam Çağla’nın maçına kadar kortlara gidemedim. Başak kaybetti maçını. O geldi toplantıya. 16 yaşında ve daha pek konuşamıyor. Çekingen. Ben de çok ağır bi soru sordum mal gibi. Kız daha neden kötü servis attın sorusuna cevap veremezken sorduğum karmaşık soruya gülümseyerek yanıt vermeyi tercih etti. Peki dedim.

Önceki günden kalan maçını bitiren Francesca delikanlı adımlarla odaya girdi ve sandalyesine oturdu. Bu kadın gerçekten normalde çok soğuk duruyor. Televizyondan bakınca demiyorum. Röportajlar sırasında falan. Ama değil. Birkaç hareketi afacan olduğunu ele verdi dün. “İlk mçatkai oyununla bu turnuvayı kazanabileceğini düşünüyor musun” şeklindeki soruya dürüstçe “Hayır” da dedi yani. Brava.

Çağla çok talihsiz bir şekilde kaybetti. İlk sette rakibi Baltacha karşısında 4-1 öne geçmesine rağmen kendi kendini imha etti. 7-5 kaybetti ilk seti. İkinci sette moralini bozmadı ve yine setin başında servis kırarak 2-0 öne geçti. Fakat Britanyalı hemen cevap verdi. 2-2’ye geldi. Tie-break’e giden seti de kazanan Baltacha tur atladı. Böylece ana tabloda Türk kalmadı.

Baltacha çok çirkinlikler yaptı maçta. İlk sette serviste zaman geçirdiği için uyarı aldı. İkinci setin ikinci oyununda 40-40 iken ikinci uyarsını alıp puan cezasına çarptırıldı. Avantajı yakalayan Çağla bunu affetmedi ve servis kırdı. Bir puan cezası da tie-break’in üçüncü servisinde aldı Elena. Maç sonunda tribündeki heyecanlı bir amca “Yuuuuh” diye bağırsa da seyircilerden destek göremeyince “Ama hareket yapıyodu” diyerek fade-out ile oturdu yerine.

Turnuvada iyi işler çıkartacağını düşündüğüm Sevastova, Wimbledon yarı finalisti Kvitova’yı garip bir müsabakanın ardından yenmeyi başardı. Yoluna devam ediyor. Geçen hafta ilk WTA finalini oynayan Johanna Larsson da Patty Schnyder’i yenerek başarısını sürdürdü.

2 yorum:

forevertennis 28 Temmuz 2010 19:34  

Çağla gerçekten çok iyiydi zaten sıralamada 187. olmuş. İleride iyi işler yapabilir.

forevertennis 28 Temmuz 2010 19:34  

Çağla gerçekten çok iyiydi zaten sıralamada 187. olmuş. İleride iyi işler yapabilir.

yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP