3 Haziran 2010 Perşembe

rg 2010: 1 numarayı unut sen delikanlı

Oooofff... Federer ve Nadal dominasyonundan sıkıldığım zaman birisi çıksa da şu ikisini yukarıdan indirse diyordum. Novak, 2007’de, 20 yaşındayken Masterslar’da göstermeye başladı kendisini. Aynı yıl Roland Garros’ta ve Wimbledon’da yarı final oynamayı başardı. Birbirinden farklı, zıt kutuplarda olan bu iki zeminde 1 ay arayla yarı finaller oynadı. Ardından Amerika Açık’ta finale yükseldi. Masters turnuvaları yılda 9 tane var. Bu seneyi saymazsak 2007’den 2009’a toplam 27 Masters turnuvasının 11’inde final gördü. Yüzde 40 demek. Bunlardan beşini de kazandı. Aynı yıllar içerisinde Federer’in Masterslar’da oynadığı final sayısı 8, Nadal’ın ise 14.

Djokovic, 2008’de Avustralya Açık’ı kazandığında artık yeni kahramanımı resmi olarak bulmuştum. Federer ve Nadal’a kafa tutabilecek düzeyde tenis oynayan tek isimdi bundan iki yıl önce. Sonra del Potro geldi, Murray ve Davydenko daha da iyileşti. Yine Djokovic her zaman favorim olarak kaldı. Alerjileri, hastalanmaları, mızmızlanmalarına rağmen kort içindeki centilmen hali ve kelimenin tam anlamıyla “bizden”, “benden” olduğunu hissetirmesi onu daha da desteklememe neden oldu.

Bir türlü ikinci Slam’ini elde edemedi ve daha da kötüsü Grand Slam grafiği git gide düşmeye başladı. Son altı turnuvasının dördü çeyrek final, biri yarı final, biri de üçüncü turda sonlandı. Arada üç numaralı koltuğu kaybetti sonra geri aldı vs... beni üzmeye devam ediyor Sırp raket.

Bugün sadece 1 saat 10 dakikada iki seti cebine koymuş, üçüncü sette de ilk oyunda servis kırarak öne geçmişti. Küçük bir hesapla yarım saatlik işi kaldığını görebiliyordum kortta. Hele ki Nadal, vatandaşı Almagro karşısında terlerken Novak’ın bu kadar rahat bir galibiyet alması sevindiriyordu beni.

Heh! Jurgen Melzer bir anda ayaklandı. Bu yılın toprak sezonundaki en başarılı isimlerinden biri olan David Ferrer’i üç sette geçen ve hatta o müsabakanın ikinci setini sıfıra karşı kazanan Avusturyalı raket Djokovic’e de patladı. Üçüncü seti kazandı, dördüncüyü de tie-break’e taşıdı. Bu noktada Djokovic’in kariyer tie-break istatistiğini vereyim: 102 G, 59 M. Bu adamın da Andy Murray ile birlikte turdaki en iyi returncülerden biri olduğu düşünüldüğünde dördüncü seti kazanmaması için hiçbir neden yokmuş gibi gözüküyordu.

Melzer tie-break’te 6-0 öne geçti. Buradan da seti vermesi imkansızdı. İstese bile veremezdi çünkü Djoker mutlaka en azından bir kere fileye takardı topu. 7-2 kazandı Avusturyalı ve müsabakayı son sete taşıdı.

Son sette Jurgen Melzer drop-shot silahını daha çok devreye soktu. Backhand kanadından file arkasına düşürdüğü toplar Novak’a göre kortun sol tarafına iniş yapmaya başladı. Böylece Sırp raketi fileye çeken Melzer buradan passing-shot, lob, ne olursa puan kazanmaya bakıyordu. Birkaçında başarılı oldu, çoğunda başarısız. Servis oyunlarını da zekice oynadı Avusturyalı. Berabere tarafından yani kortun sağından kullandığı servisleri Djokovic’in forehandine doğru attı. Avantaj tarafındaki servisleri de backhandine. Uzaklaşan servise erişmek için kortun diğer kısmını bomboş bırakan Sırp raketten gelen returnü de aynı sertlikte boş köşeye bırakarak puana gitti Melzer. Djoker’in burada yapması gereken servise slice ile karşılık vermek olabilirdi. Alçaktan kesilecek top daha yavaş karşıya geçecek ve Nole de daha iyi pozisyon alabilecekti gelecek olan ikinci top için. Karşılaşmanın son oyununda iki maç puanı çevirdi Nole ama daha fazlasına izin yoktu.

Melzer kariyerinde ilk defa bir Grand Slam yarı finaline yükseldi. Game, Set and Mats ekibinden mutlusu yoktur heralde. Mats Wilander İsveçli, Södelring’in yarı finale çıkmasını kutlarken ona Avusturyalı Barbara Schett de katıldı şimdi. Anabel Croft ise ülkesini değiştirsin Murray çok zor.

Djokovic'e gelince. Bu turnuvayı kazansaydı dünya 1 numarası olma şansı vardı. Çok aptalca kaybetti. Melzer istediği kadar iyi oynasın eğer ki iki set ve bir break öndeysen o maçı kaybedemezsin. Ha, kaybedersin ama dünya 1 numarası için mücadele eden bir oyuncu denemez o zaman sana. Sonra çıkıp da "Federer'in zamanında oynamak şanssızlık" demeyeceksin.

Diğer çeyrek final eşleşmesinde Rafael Nadal hırpalandı ama ayakta kalmayı başardı. Hem de yine set vermeden. Vatandaşı Nicolas Almagro bundan iki sene önce çeyrek finalde kendisi ile yine karşılaşmış ve o maçtan 6-1’lik üç set sonucu galip ayrılan taraf Nadal olmuştu. Bu sefer öyle olmayacağı zaten belliydi. Almagro çok daha iyi oynuyor. Bir de o yılki RG’da, Nadal’ın performansı istisnaiydi. Set vermeden kazandığı şampiyonluk, Federer’e finalde yalnızca 4 oyun vermek...

Bugünkü mücadele çekişmeliydi. Çok fazla servis kırma şansının bulunamadığı maçın ilk setinde taraflar birer kez birbirlerinin servisini kırarlarken ikinci sette hiç şans yakalayamadı iki tenisçi de. İlk iki tie-break sonucunda Nadal setlerde 2-0 öne fırlamıştı bile. Son sette de bir kez servis kırmayı başaran Nadal has bir toprakçı olan Almagro’yu geçtikten sonra Melzer ile karşılaşacak şimdi. Djokovic gelmediği için sevinmiştir en başta ama sonradan maçını izleyince üzülmüştür. Dengesiz oynuyor Nole.

Tablonun üstünden gelecek olan yarı finalistler ise Söderling ve Berdych. Böylece iki sürprizimiz var yarı finallerde. Jurgen Melzer ile Tomas Berdych hiç beklenmedikleri yerde ağırlanıyorlar şimdi.

[2] R Nadal (ESP) d [19] N Almagro (ESP) 76(2) 76(3) 64
[22] J Melzer (AUT) d [3] N Djokovic (SRB) 36 26 62 76(3) 64

12 yorum:

forevertennis 3 Haziran 2010 15:16  

Ehehehe geçen sene Fedo'nun önü açıktı şimdi Nadal'ın önü açık. Jurgen Melzer Nadal'a göre daha zayıf bir isim ve Nadal kolayca finale çıkacaktır. Galiba Söderling-Nadal finali olacak ve Söderling'in normal şartlarda Rafa'yı yenip yenemeyeceğini göreceğiz. (Bence yenemez yani.)

MELİH 4 Haziran 2010 04:20  

Yahu hala ne normal şartları ya adam üst üste 2 defa yenmiş üstüne bi de Federer'i döve döve yenmiş hala "bakalım normal şartlarda yenebilecek mi?" Ayarlayın 0 derecede 1 atm basınç altında bi' maç, siz de rahatlayın Söderling de rahatlasın hatta Nadal da rahatlasın.. Normal şartlar için deniz seviyesini unutmayın he ;)

Spooky 4 Haziran 2010 11:44  

Hemen türemiş Söderling'ciler... Neden bu ülkede megaloman ve gıcık sporcuların/antrenörlerin hemen hayranları çıkıyor.

MELİH 4 Haziran 2010 13:43  

Bu ülkede; tenisi, sporculara özel saplantılarına ya da fanatikliklerine göre veya sporcuların olumlu-olumsuz kişisel özelliklerine göre değil, sadece kortta oynanan oyuna göre değerlendiren insanlar da bulunduğu için..

Spooky 4 Haziran 2010 13:56  

Bu ülkede tek maçla değerlendirendirenler bulunduğu için...
Ayrıca sporcuyu kortta sergilediği davranışlarla değerlendiririm, gayet normal.

MELİH 4 Haziran 2010 18:07  

Hala şu tek maç safsatasını dillendirip duranlar, geçen seneki RG finalindeki Soderling ile iki gün önce oynanan Federer maçındaki Soderling'i bi' karşılaştırsınlar, aradıkları cevabı orada bulacaklar..

forevertennis 4 Haziran 2010 19:12  

Arkadaşım,dikkatini çekerse eğer bu galibiyetler hep Rafa sakatken,sakatlığının etkisindeyken alınan galibiyetler. Şimdi Rafa sakatlığını üstünden biraz atmışa benziyor ve çok iyi oynuyor. Herkesin gerçek seviyesi görülecek demek istedim ben.
Söerling,çok süper bir tenisçi olduğundan Rafa'yı yenmedi, karşısına çıkan fırsatı değerlendirebildiğinden yendi.
Yani sakatken Rafa'yı ben de yenerim.

Spooky 4 Haziran 2010 22:57  

@forevertennis
nadal sakatken gösteri maçına çağıralım var mısın :)

Spooky 4 Haziran 2010 23:02  

Federer maçındaki Söderling ile Berdych maçıdnaki Söderling'i karşılaştıralım...

Söderling bir kere çabuk değil. Yağmur yağmış zemin yavaşlamış, top ağırlaşmış zaten vücudunun üst tarafı güçlü gögüs omuz hizasındaki topları patlatıyor. Federer de ekstra kötüyken ne olacak?

Adamın kariyerinde iki maç var. Geçen sezon RG öncesi ve sonrasına bakalım?

MELİH 5 Haziran 2010 01:37  

Madem bu kadar kafa yoruluyor bu adamın üzerine, kariyeri filan yeniden gözden geçiriliyor. O zaman bi güzelleme yapalım biz de bu yeni nesil tenis oyuncularının en sembolik olanına..

O iki maç arasında tam bir yıl var ve bu bir yılda Söderling'teki gelişimi görmemek için ya kör olmak lazım, ya da işte dediğim gibi isme karşı saplantılı olmak lazım. Söderling geçen seneki Nadal'ı yenen Söderling olsa Federer yine maçı çok rahat süpürürdü, yağmur da yağsa kar da yağsa. Kaldı ki geçen sene hem RG'de hem de Wimbledon'da nasıl üstünlük sağladığını gördük Federer'in.

He şimdi değişen şey şu ki, Söderling kendine çok şey kattı bu bir senede. Backhandleri ile çok basit hata yapıyordu, şimdi bırak basit hata yapmayı, her maç 3-4 tane süper winner lar geliyor backhandinden. Servisleri zaten güçlüydü, şimdi çok daha güçlü. Forehand konusunda ise bence şu anda aktif spor yaşamına devam eden tenisçiler arasında en iyisi.

Berdych maçının 3-2 bitmesi normal, hatta kaybedebilirdi de. Ama uzun vadede artık bazı şeyler netleşti Söderling için. Öyle yok normal şartlar altındaydı, yok sakattı, yok yağmur yağdıydı, yok onu ben de yenerdimdi gibi laflar abesle iştigal olur bu dakikadan sonra.

Söderling'in tam konsantre katıldığı bir turnuva için konuşursak ve tenis oyuncularını üç gruba ayırırsak;

1) Oyunu defansif kabul eden bir oyuncuya karşı, maça o forehandleriyle çok kolay hükmedebileceği için, rakibi ne kadar isim yapmış ve ne kadar iyi savunmacı olursa olsun zorlanmadan maçı kazanacaktır. Marin Cilic, Andy Murray gibi isimler bu listeye girebilir. (Şimdi Nadal'ı da ekleyeceğim bu gruba ama, yine sakatlıktı normal şartlardı bik bik edilmesin diye yazmıyorum, son 2 maçı da Söderling kazanmış olmasına rağmen.)

2) Oyunu kendisi gibi kabul eden, yani winner a yönelik oynayıp bir an önce sonuca gitmek isteyen, güçlü servisleri olan isimlere karşı her zaman zorlanacaktır. Bunları yenebilir de, yenilebilir de, ama seyircilerin bu maçlarda tenise doyacağı kesin. Mental olarak dayanıklılığı ön plana çıkacak böyle maçlarda, bu dayanıklılık da basit hatalarına direkt yansıdığı için, tamamen maç içindeki psikolojisine ve kendine güvenine bağlı olacak bu tür maçların sonuçları. Bugün oynanan Berdych maçı bu tarz maçlara örnek olabilir. Del Potro, Mayer gibi isimlerle hep seyir zevki yüksek ama kendi açısından zor maçlar oynayacak.

3) Son gruba da ekstra bir oyuncu olan Federer'i koyarsak, 2 gün önceki gibi kusursuz bir performans ortaya koyarsa her zaman yenebilir. He yenemezse de en azından geçen seneki gibi ezdirmez kendini, direnç gösterebilir, bu da gün gibi aşikar..

İki gün sonra Nadal'ı yenmesiyle veya yenilmesiyle alaksı yok bu dediklerimin. Zira söylenildiği gibi maç maç değerlendirmemek lazım, bunlar uzun vade için söylediğim şeyler. Björn Borg'ün de dediği gibi, gelecekte bu adam 1 numara olursa kimse şaşırmasın...

Spooky 5 Haziran 2010 10:30  

Björn Borg memleketlisi diye gaza gelmiş açık konuşalım.

Geri kalanı için söyleyecek çok şeyim var da yukarıda zaten yazmışım çoğunu.

Wimbledon da 4. turu geçerse tekrar konuşuruz.

forevertennis 5 Haziran 2010 13:51  

@Spooky : Ehehehe,güzel olur :) Biraz cesaretim kırılmaya başladı, beni sağdan sola koşturur o :DD

Geçen sene direnç mi gösterdi Söderling?
Ve ayrıca neden bik bik ediyormuşuz ki, sadece görüşlerimizi söylüyoruz. Tahmin ettiğin kadar ekstra bir oyuncu olsaydı, 2009'a kadar çoktan patlamasını yapmış olurdu.

yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP