24 Kasım 2009 Salı

gün sonu: wtf 2009 - gün 2

Hayatta verdiğimiz en ufak kararlar bile biz farkında olmadan bütün geleceğimizi değiştirir. Bu yüzden kader diye bir şey yoktur. İnsan iradesi hayatın her anındaki sonsuz olasılıktan birini seçer ve geleceği o yönde geliştirir. İşte bugün Nadal yaptığı bir seçimle belki de maçı kaybetti.

İlk sette 5-4 gerideyken ve servis kullandığı oyunda 40-30 öndeyken kullandığı servis ace oldu. Ancak çizgi hakemi dışarıda dedi. Nadal itiraz etmemeyi seçti. İtiraz etseydi "Oyun Nadal" diyecekti hakem ve 5-5 olacaktı. Söderling 40-40'tan gelip oyunu ve ilk seti aldı.

Maçtan dakikalar önce korta takdim sırasında Nadal kameralara sınavdan önce ne kaparsam kardır zihniyetindeki çalışmamış öğrencinin soru kağıtları dağıtılırken son bir kez formülleri gözden geçirmesine benzer bir şekilde backhand çalışırken yakalanıyordu. Bir tenisçinin korta giriş yapmadan raketini çantasından çıkartması pek alışılageldik bir görüntü değildi şüphesiz.

Nadal sınavına sarsakça başladı. İsveçli ikinci oyunda servisi kırdı. Nadal'ın file önüne gelme denemeleri sonuçsuz kalırken İspanyol'un servis oyunu da son aylarda çoğunlukla gördüğümüz üzere kötüydü. Bu kötü oyuna rağmen beşinci oyunda servis kırıp durumu 3-2'ye getiren Nadal bir de üzerine servis oyununu sıfıra karşı alınca mücadele yön değiştirecek derken yukarıdaki olay meydana geldi. Nadal kendi göbeğini kendi kesti burada. Diyecek fazla bir şey yok..

İkinci sete servis kırarak başlayan Rafa'ydı. Söderling'ten hemen cevap geldi. 2-2'den sonra beşinci oyun maçın kilit oyunlarından bir diğeriydi. 12 dakika süren oyunda İsveçli kendi servisine tutunmayı başardı. Tribünde ise tipik İsveçli kız profilinin aksine koyu saçları ancak tipik İsveçli kız profilinin paralelinde tatlı suratı ile Söderling'in sevgilisi ve tipik İsveçli kızlar balonlarına (evet) gaz vermek adına bütün güzelliklerini kullanıyorlardı.

Nadal'ın berbat oyunu Söderling'e çanak tutunca tıpkı ilk sette olduğu gibi ikinci setin de 10. oyunu setin sonuncu oyunu oldu. Söderling Round "Robin" maçlarına güzel bir başlangıç yapmış olurken Nadal'ın yılı 1 numarada bitirme umutları da kortun ışıklandırmasının tribün tarafında kalan bölümü gibi kararıyordu. Nadal hakkındaki düşüncelerimin yavaş yavaş gerçekleşmesi beni üzüyor. Hiçbir zaman RG 09 öncesi gibi olamayacak evet. Eskisi gibi koşamayacak. 23 yaşında daha ama bedeni yorgun.

Akşam seansında geçen senenin finalinin rövanşı vardı.

Djokovic maç içerisinde servis karşıladığı 3 oyunda 0-30 öne geçmesine rağmen servis kıramayarak sinirlerini ve sinirlerimi alt üst etti. Turdaki en iyi iki returncüden biri normalde ama bu akşam ilk bir buçuk set boyunca oyunun hiçbir yönünde yoktu Nole. İlk sette sıfıra karşı servisini kırdırararak geri düştü ve bir daha bu dezavantajı gideremedi. İkinci sette başa baş mücadele devam etti, servisini kırdırmayan Nole, 15-40 öne geçtiği oyunda Kolya'nın üstün servislerine cevap veremeyince 5 puan arka arkaya kaybetti.

Ama işin ilginci ikinci setin dokuzuncu oyununda Nole 30-0 geriye düşmesine rağmen buradan servisi kırdı ve sette 5-4 öne geçti. Set için servis kullanan Djokovic servis kırma puanı çevirdi ve seti almayı başardı.
Karar setine servis kırarak başladı Sırp raket. Üst düzey tenis devam etti ve setin en kritik oyunu olan altıncı oyunda servis kırma puanlarından yararlanamayan taraf Davydenko'ydu. Maça geri dönme şansını tepti ancak burada Djokovic'in muhteşem winnerlarından bahsetmemek olmaz. Savunmayı mükemmel şekilde atağa çevirdi ve oyununa tutundu. Djokovic maçın başındaki tutuk görüntüsünün aksine daha çeşitli vuruşlar denedi. Dropshotla Kolya'yı file önüne çekerek puan aradı, baseline'a güçsüz, slice vuruşlar yaparak rallilerin ritmini değiştirdi. Şans da yanındaydı çoğu zaman.

Skor 5-4'e gelidiğinde tıpkı ikinci sette olduğu gibi Djokovic set için yani maç için servis attı. Oyunun ilk iki puanı Kolya'ya gitti. Servisini kırdırmaktan iki puan ötede olan Nole bir puan koparsa da sonraki puan yine Rus raketin oldu. İki servis puanının ilkinden yararlanamayan Kolya ilk setteki oyunundan bir kuple sergileyip, baseline'ın içine girince maçta her şeyi eşitleyiverdi.

Fakat Deli Oğlan durur mu yapıştırır cevabı. Rakibinin servisini sıfıra karşı kırması ile ikinci kez maç için servis kullandı Nole. Bu sefer bırakmadı, 2 kez maç puanın ilkini çöpe attı ikincisinde Kolya topu dışarı attı. Djokovic zor da olsa kazandı. İkilinin file önündeki el sıkışması sırasında tişörtlerini çıkarıp birbirlerine vermesi yüzlerde tebessüm bıraktı.

Maç genelinde Kolya file önünde klasını konuşturdu diyebilirim. Bunun yanında baseline'dan içeri girerek agresif oyunun babasını uyguladı. Bu sayede Djokovic de kortun diğer ucunda baseline'dan içeri girmeye fırsat bulamadı ve vuruşlarının yüzde 80'ine yakınını dışarıdan yapmak zorunda kaldı. Dakikalar ilerledikçe maçta dengeyi buldu Nole. Büyük çoğunluğunda bu kadar kötü oynadığı bir maçı kazanabiliyorsa zaten büyük bir tenisçidir.

Andy Roddick de tribündeydi. Ağzının suları akarak bakıyordu korta. Daha bir sene öncesine kadar nefret ettiğim bu adama şimdi sempati beslemem benim değişmemden değil Roddick'in değişmesinden kuşku yok ki. Roddick'in yanısıra Dünya üzerindeki kızları en güzel olan iki ırkı arka arkaya tribünlerde görmek de harikulade oldu. Sırp kızları döver bence. Ama Söderling maçlarında destek hep bu şekilde olacaksa daha çok balon maçı izlerim. Djokovic - Söderling maçında aşırı doz olur mu acaba?

Yarın gündüz seansında
Del Potro - Verdasco

Akşam seansında ise
Murray - Federer

karşılaşmaları var. Murray, Federer'in birebirlerde geride olduğu bir kaç isimden biri. Geçen sene de yenilmişti burada. Hadi bakalım

21 yorum:

angile 24 Kasım 2009 02:50  

bazı müsabakalar vardır, bir taraf o müsabakayı öyle haketmiştir ki, artık o maçtaki hakem hataları veya başka türlü aksilikler kimin lehine veya aleyhine olursa olsun kimse bunları gündeme getirmez.. çünkü kazanan taraf zaten o maçı haketmiştir, hakem hataları olsa da olmasa da alacaktır zaten o maçı..

buna en yakın örnek daha geçen haftaki bjk-fb maçından verilebilir.. şimdi fenerlilerin çıkıpta bizim bariz bir penaltımız verilmedi, alex in topu direkten döndü, 3. gol zaten ofsayttı diye söylenmeye(söylenmemize) hakkı var mı? evet bunlar gerçekten de bu maçta olmuştur, evet bunlar gerçekten de tek tek bakıldığında maçın kaderini değiştirebilecek faktörlerdir, ama en önemli gerçek bu maçı beşiktaşın kesinlikle haketmiş olmasıdır.. bunlar olsaydı da kazanacaktı, olmasaydı da.. buna benzer örnekler bu sezonki fb-gs maçından da verilebilir, fenerin attığı ilk goldeki ofsayt kokusu ve penaltıdaki bulanıklık herkesin aklındadır, ama bu, galatasaraylılar da dahil kimse tarafından dile bile getirilmemiştir, çünkü fener gerçekten o maçı haketmiştir..


şimdi futboldaki holiganlar ve holigan diyebileceğimiz yöneticiler bile bazen kendilerinden beklenmeyecek bu davranışları sergileyebiliyor da, yaklaşık 2 saat boyunca maçı domine etmiş bir tenisçiye karşı bu tahammülsüzlük niye.. daha da ötesi, o topa itiraz etse maçı mı kazanacaktı nadal, bu mudur yani??


nadal ın bırakın maçı kazanmasına, o topa itiraz etmeye bile mecali yok artık ( ki etse ne yazar), bu ayrı bir konu.. ama bir pozisyona bütün maçı bağlamak, o güzelim acelere, o güzelim servislere, o güzelim forehand winner lara, daha da ötesi tenise ihanettir...

onur 24 Kasım 2009 08:20  

Okuduğumuzu anladık mı?

"İşte bugün Nadal yaptığı bir seçimle BELKİ DE maçı kaybetti."

Tenis ile futbol bağdaştırılamaz. Tenis bireysel bir spordur ve maç içerisinde havanın bir anda bulutlanması bile bir tarafın moralini bozabilir.

Dün Södering'in 2 saat boyunca maçı domine ettiğini düşünmüyorum. Maç içerisinde üstünlük kurduğu taraflar vardı. Ancak dediğim gibi ilk sette 5-5 olsaydı her şey daha farklı olabilirdi. Bu, yaşanmadan bilinemeyeceği için tartışmanın bi alemi yok.

Söderling'e karşı bu hazımsızlık kendisinin tam bir, siz nası diyor, sanofabiç olması. Bu seneki Nadal'ın parçaladığı 6-0/6-1'lik Roma Masters maçı izlenirse asıl hazımsızın kim olduğu açıkça görülebilir. Kendisinin yine içerisinde Nadal'ın taklidini yaptığı bir maç da var tarihte.

Eğer oyuncuları sadece tenisine göre sevseydim ve değerlendirseydim kuşku yok ki en çok Federer'i severdim ve Tipsarevic'i sevmezdim örneğin. Ama Federer'i sevmiyorum.

Ve tekrar ediyorum RG 09 öncesi Nadal bu balonu evire çevire tokatlar. Ki tokatladı da Roma Masters'ta işte.

kirpi 24 Kasım 2009 10:41  

merhabalar. oncelikle blog icin tebrikler ve tesekkurler..

"nadal mi balondur soderling mi?" tartismasinda ben de oyumu soderling'den yana kullaniyorum. soderling vasatin biraz ustunde bir oyunu olan ve mac icerisinde oyunu ne uzayan ne kisalan bir adamdir bana gore. hic rakibe gore tempo arttirdigini falan gormedim, hep ayni adam. buna bagli olarak rakibi kendisinin sabit seviyesinin altina inince kazanan, ustune cikinca kaybeden biridir. buna en guzel ornek de gonzalez ile oynadigi roland garros yari finalidir. hep ayni seviyede oynayabilmek basari midir? eehh..arada kortu bos bulunca winner atiyor mu? evet.. zaten vasatin ustunden kastim bu benim..(kisiligine girmiyorum bile)..

nadal'a gelince, bir tek bana mi oyle geliyor bilmiyorum ama nadal'in oyununda onemli degisiklikler var bence. geri cizgiye daha yakin durmak ve daha duz forehandler ile oynamaya calismak gibi. bu ikisi ile ilgili yaniliyor olabilirim, ancak kesin olarak emin oldugum sey nadal'in servis atma hareketinin paris turnuvasinda tamamen degistigi. en ufak hareketleri bile takinti haline getirebilen birisi soz konusu oldugunda bunun onemli oldugunu dusunuyorum. "e degistirdi de ne oldu?" diyeceksiniz.. onceden 5 setlik maclarda bile 3 ace zar zor atan adam, simdi iki setlik maclarda 5-6 ace atabiliyor. servis oyunundaki bazi sallanmalari da buna bagliyorum biraz. yeni bir servis hareketine alisirken arada etkisiz servis kullanmasi mumkun. peki sezon sonu turnuvasi bunlari denemek icin uygun bir yer midir? bence evet. birincisi en ust siralarda yer alan adamlar en iyi oyunlarini oynamaya calisiyor burada. ikincisi nadal'in kaybedecek puani yok. ucuncusu round robin nedeni ile mac kaybetse bile oynamaya devam edecek. istedigi kadar deneysel takilabilir yani. ayrica ne olursa olsun nadal 3 numaraya dusecek bir ara. durumu sanilandan iyi, hatta cok iyi olsa bile; cunku 2010'un ilk 5 ayinda kendini 2009'daki gibi zorlayacagini sanmam. (yok eger zorlar da yine sakatlanirsa hic kaslarini kucuk emrah gibi kaldirip bakmasin artik ne diyeyim..).. yani siralamayi da cok onemsiyor olmasa gerek su ara..

son olarak nadal donusunu toprak sezonunda yapsaydi ortaya boyle olumsuz bir goruntu cikar miydi bundan da cok emin degilim. bu nedenle su siralar yaptigi maclara bakarak gitti veya dondu diyemiyorum.

cok yazdim, okuyup da sikilanlardan ozur diliyorum pesinen...:)

onur 24 Kasım 2009 11:00  

Ne özürü, teşekkür ederim ben. Amaç bu zaten, uzun yazmak, uzun uzun konuşmak.

serkan 24 Kasım 2009 14:33  

Ne Nadal ne de Söderling balondur. Hele Nadal için bunu nasıl konuşabiliyor insanlar bunu anlamıyorum açıkcası, bu kadar grand slam kazanıp final oynayan bir adam bu.

Her tenisçinin var bir nemesisi:), bu adam da son zamanlarda Nadalın i oldu.

Yanlız Söderling'in de turda pek sevilmeyen ve sportmen bulunmayan bir adam olduğu konuşuluyor. Kendisinin de "Buraya arkadaş bulmaya değil, tenis oynamaya geldim" gibi bir demecini okumuştum önceleri.

Ben ki bir Federer fanatiği bir adamım, Nadal'ı sevmem; Söderling ile yaptığı son maçta Nadal'ın kazanmasını istedim.

Onur'un yazısında bahsettiği bu challange yapmayıp puanı kaybetme durumu ise bana özellikle Nadal'ın Federer maçlarında ki sağlam ititrazları ile kazandığı puanları hatırlattı. Yani sanki onun buralara kadar oyunu ve savaşçı karakteri değişmiş diye düşündürttü bana.O kadar akın ve önemli bir puanda itiraz etmeyişi çok garip ve düşündürücü. Umarım bu genç adam fiziksel olarak o seviyeye gelemese de kendine güvenini geri kazanır. Bu tarz oyuncular çok kolay çıkmıyor.

YUNUS DİLBER 24 Kasım 2009 16:12  

Yorumumda kimseyi hedef almıyorum.Açıklama gereği hissettim. :)
Bu sene çizgi hakemleri çok ön plana çıktı gerçekten teniste ve dün de skor 4-5,40-30 iken Nadal eğer challenge alsaydı döndürebilirdi maçı.Ama döndüremeyebilirdi de tabii ki.
Ancak bu challenge konusuna çok takılmamak lazım.Sonuçta Soderling bileğinin hakkıyla aldı bu maçı.Sode'nin balon olduğuna da katiyen katılmıyorum.Yani katılmam mümkün dahi değil.Balon olsaydı RG finalinden sonra silinip giderdi ortadan.Ama şöyle bir baktığımız zaman çok iyi maçlar oynadığını görüyoruz o dönemden bu yana.Hele hele Wimbledon'da Gilles Müller gibi etkili servislere sahip bir oyuncuya karşı üst düzey bir mücadele gösterip maçı kazanması gerçekten önemliydi.Sonracığıma kazandığı bir turnuva ve Amerika Açık çeyrek final başarısı var.Yani Soderling bence kıvılcım olmadığını ispatladı şu zamana kadar yaptıklarıyla.
Yani dediğim gibi çok takılmamak lazım o konuya.Sonuçta Nadal o pozisyona aldırmadan devam etti oyununa.Şöyle bir baktı ve kendinden emindi out kararından sonra.Ha derseniz ki;orada ititaz etse maçın seyri değişmez miydi?E yani tabii...Kim iddia edebilir ki Nadal'ın oradan maçı çeviremeyeceğini?Ama Soderling'e de hakkını vermek lazım.

angile 24 Kasım 2009 17:24  

nadal ın dünkü maçı çevirebilme ihtimali için BELKİ DE sözünün bile çok iyimser olduğunu belirtme gereği doğdu sanırım, şu anda nadal bile böyle düşünüyo olabilir, aklın yolu bir sonuçta..

futbolla teniste bağdaştırılabilir, futbolla sinema da, tenisle sinema da, kısacası her alan kendi içindeki dinamiklerine dikkat edilerek başka bir alanla örnek vermek açısından bağdaştırılabilir, kaldı ki teniste hakemin verebileceği yanlış bir kararın futboldaki penaltıya oranla daha rahat telafi edilebileceğini söylemeye bile gerek yok..

gelelim balon mevzuuna.. benim balon anlayışım belli ki sizden farklı.. bana göre bir tenisçinin öncelikli hedefi topu hatasız bir şekilde karşıya geçirmekse, o benim için tam bir balondur.. nadal gibi, murray gibi, davydenko gibi, monfils gibi tenisçiler istedikleri kadar turnuva kazanabilirler, istedikleri sırada yer alabilirler, onlara karşı tek dileğim karşılarına ofansif bir tenisçinin gününde bir şekilde çıkması.. benim için asla bir cilic, bir del potro, bir haas, hatta bir soderling kadar değerleri olmayacak, bu nedenle bu oyun şekli ve temsilcilerine karşı alınacak her galibiyet bir sevinç kaynağıdır, hem benim için, hem de güzel bir tenis için.. he bu noktada alın size bir bağdaştırma daha: bu şöyle bişeye benzer aslında, bu geceki barcelona-inter maçında öncelikli amacı gol yememek değil(inter gibi) gol atmak olduğu için, sadece bu sebeple bile barcelonayı tutmak gibi bişey..

Russell 24 Kasım 2009 19:43  

defansif oynayan oyuncuları balon diye nitelendirmişsiniz.. saçma ve anlamsız buluyorum ama benim daha da şaşırdığım bu defansif oynayanlar listesine davydenko'nun da girmesi.. ayıptır, günahtır, davy'e gelene kadar 100 tane defansif tenisçi sayılır.. djokovic'e karşı oynadığı son 2 maç bile yeterli doneyi oluşturur davydenko'nun oyun stili hakkında..

Spooky 25 Kasım 2009 00:21  

rakibin vuruşlarını düzenli, etkili ve istikrarlı karşılamak oyunun bir parçası...

örneğin, nadal'ın çok zor return'leri vardır, top spini fazla... söderling 12 yıl çalışsa vurabilir mi emin değilim veya benim diyen atak tenis oyuncusu atamayabilir.
sonuçta her sporda veya müsabakada olduğu gibi iki farklı tarafı var bu oyunun.

ayrıca çok garip bir düz mantık var bazı yorumlarda... "savunma oynayan her oyuncu balondur, atağı düşünenler dünyanın en iyi tenisçisidir." bu teze çıkabilecek iddialar var. olmamış.

geri çizgiye yakın durmak basiretsizlik gibi yansıtılmış... geri çizgiye yakın duran herkes beceremiyor mu bu oyunu. agasii, federer...? milyon tane adam. (federer'i savundum bak o derece)

Russell 25 Kasım 2009 00:37  

yok, zaten söderling'in de file önünde bir olayı yok.. geri çizgiden pat küt forehand winner koyuyor.. forehandleri çok sert, servisleri de o gün iyiyse kazanabiliyor işte maçları.. söderling bu yani.. ne oyun zekası çok iyi dersin, ne voleci dersin, ne backhand'i üst seviye dersin..

serkan 25 Kasım 2009 01:10  

Biraz önce Murray Federer maçı sonlandı. Yine güzel maçtı. Federer kazandı; 36 63 61. İlk set Federer servis kırarak girdi ama Murray hemen cevap verdi seti de aldı. İkinci setten sonra ise Federer esti resmen. Çok güzel oynadı gerçekten. Murray 8 tane çift hata yaptı, bir kaçında seyircilerden destek! geldiği için dağıldı sanki. Geri kalan istatistiklerde de Federer üstünlüğü var hep. Aha da link;

http://img403.imageshack.us/img403/6500/adszyy.png

Her neyse ben bu maç ile ilgili ingiliz seyircisine takıldım. Bu kadar iğrenç, olaya , müsabakaya müdahil herhalde Amerikan seyircisi olabilir. Şu kadarını söyleyeyim, Federer'in ilk servislerini kaçırdığı bir kaç anda alkış koptuğu oldu. Ama onların bu desteği ters tepti, ilk sette Murray neredeyse aldığı her sayıdan sonra maçı almış gibi sevindi, ben açıkcası uyuz oldum. Her sayıya bağırılır mı ya. Azıcık efendi olsana, karşındaki oyuncuya ayıp. Anladık kendi memleketin falan da, dürzülüğün de manası yok yani.

Neyse Federer hiç beklemediğim bir şeklde çok da güzel bir oyunla 2. galibiyetini alıp 2de 2 yaptı. Bakalım Amerika Açığın rövanşını alabilecek mi?

angile 25 Kasım 2009 01:11  

defansif oynayan oyuncuların hepsi tabii ki balon değil, çoğu bir anadolu takımı kıvamında bu oyunlarına devam edebilir, bizim derdimiz bunların turnuva kazanmış olan versiyonlarıyla..

eğer bir oyuncu topu karşıya geçirmeyi oyunun bir parçası olarak değil, oyununun mantalitesi olarak görüyorsa ve rakibin puan kazanmak için gerçekleştirdiği vuruşlardaki hatalarla puanlarının çoğunu kazanıyorsa, evet bunlar balon oyunculardır.. tenis bunlarla mı güzel, zevkli bir oyun olacak, rakibin hatasına dayalı bir oyun tarzıyla mı.. he illa da evet bu da bi tarz diye tutturuyosanız, buyrun, siz hata yapmayalım diye ıkınılan uzuun uzun rallilerden keyif almaya devam edebilirsiniz, bir de yunan ve italyan sporunu ve sporcularını tavsiye etmekten başka yapabileceğim birşey yok, onlar tenisinden futboluna, basketinden hentboluna kadar bunu bir ekol olarak seçmişlerdir zaten..

ayrıca her baseline oyuncusu basiretsiz filan diye de birşey söylediğimi hatırlamıyorum, öyle olsaydı federer ve djokovic te o listede yerini alırdı, geri çizgiden de pekala ofansif oynanabilir.. aynen de bu ikisinin yaptıkları gibi..

Russell 25 Kasım 2009 01:57  

yanıldığın çok temel bir konu var yalnız.. bu defansif oynadığını söylediğin adamların tek olayı topu hatasız bir şekilde karşıya göndermek değil.. yoksa bana da yükle kondüsyonu, footwork kasayım 1 yıl, ben de çıkayım, toplara karşıya atarım herhalde bir şekilde.. mesela murray, nadal ve benzeri oyuncuların hücum etmeden vurduğu topları dikkatle izlemek lazım.. nadal'ın topa verdiği top spin ekrandan anlaşılmıyor belki ama inanılmaz.. federer'inkinin 2 katı, öyle söyleyelim.. bunun yanında forehand'de full western grip ile oynadığı için top önce yükseğe çıkıp bir anda alçalıyor ve çok garip ve karşılanması zor şekillerde sekiyor.. mesela nadal bu mayıs-haziran'dan beri yaşadığı sıkıntılar sebebiyle fit yapısını biraz olsun kaybetti ve korttaki hareketliği eskisine göre birazcık azaldı ve dikkat edilirse vücut olarak biraz daha inceldi, 2008 nadal'ı çok daha yapılıydı ve vuruşlardaki sertlik arasında da fark vardı.. düşünün inanılmaz spinli bir top çok sert bir şekilde üstünüze geliyor.. şu sıralar nadal'ın vuruş sertliği eskisine göre yetersiz olduğu için rakiplerinin maçlarda çok daha rahat hücum etme şansı oluyor.. iyi oyunculara kaybetmesi biraz da bundan.. bakalım, toparlayabilecek mi göreceğiz..

bunun yanında defansif oyuncular vuruşlarını genelde ya arka çizginin tam üzerlerine, ya cross court'a, ya da yan çizgilerin üstüne vurmaya gayret ederler ve bunlarda ustalaştıkları için de bunları gayet iyi becerirler.. çok fit bir yapı, hızlı ayaklar yetmiyor yani iyi bir defansif oyuncu olmak için.. vuruş tekniği de son derece önemli.. sadece hücum oynayan oyuncular da mükemmel vuruş tekniği var sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.. istikrarlı biçimde, çok az basit hata yaparak, topları rakibin en zor vurabileceği şekilde karşıya göndermek kolay değil..

vallahi, böyle saçma bir iddia için bu kadar yazdığım için de aptal hissediyorum biraz kendimi.. nadal, murray balon değil demek için yaptığımız şeylere bak, başkası güler.. birinin 6 grand slam şampiyonluğu var, ki 3 farklı zeminde bunlar; diğeri kendisini tam manasıyla ispatlamamış olsa da asyısız şampiyonluğu ve önemli galibiyetleri bulunan bir adam..

ayrıca, bir oyuncuyu sevmek veya sevmemek tamamen oyun yapısına bağlı olmamalıdır bana göre.. nadal ve murray'nin stilleri birbirine yakın, ama nadal'ı çok seven ben, murray'i karşı bir sempati falan duymuyorum.. aynı şekilde çok güzel hücum tenisi oynayan federer, turdaki en sevmediğim tenisçi belki de, ama tam tersi aynı yapıda olan del potro'yu severim, djokovic'i de murray, federer ile oynadığı maçlarda desteklerim.. :)

neyse, burası da siyaset meydanına döndü, bitirelim..

onur 25 Kasım 2009 02:04  

Topa sert vurmak ile hücum oyununu benimsemek arasındaki 38 farkı bulup gelin öyle tartışalım. Ha bi de Schiavone (bir all-arounder'dır) ile Pennetta'nın (agresif baseliner'dır) defansif oynadığını söylemek de hiç tenis izlememek demek sanırım. Üç beş kulaktan dolma bilgiyle olmuyor bunlar. Oudin ya da Cilic de topa sert vuruyorlar, onlar da defansif geriçizgici bu arada.

Baseline'da duran herkes defansif değildir. Evet Nadal defansif baseliner olarak tanımlanır ama bu onun ilk yıllarından kalma bir etiket üzerinde. Son 2 yılda oyunundaki gelişmeyi görmemek için kör olmak lazım. Bu adam 2008'de hiç gelmediği kadar fileye geldi. Bu arada Bjorn Borg, Chris Evert, Kim Clijsters gibi isimler de defansif olarak nitelendirilirler. Eminim ki hepsi birbirinden kötü oyunculardır.

angile 25 Kasım 2009 03:29  

vay vay vaay, bloggerımız karşıt görüşe karşı tahammül kredisini doldurmaya başladı sanırım, tenis bilgimizi üç beş kulaktan dolma bilgiyle sınırlandırmaya filan başladı.. üstüne üstlük baseline da oynayarakta ofansif oynanabilir dediğmiz halde, bunun örneklerini verdiğimiz halde, hala aksini söylemişiz gibi açıklamalar da yapıyo bu hususta.. kendi sözüyle cevap verelim bu konuya;



Okuduğumuzu anladık mı?


defansif oyuncunun kötü kabul edilip edilmemesi tamamen bu işe bakış açısıyla alakalıdır, bizde bunu belirttik, buyrun dedik bol bol gilles simonlar, andrew murray ler var bu işte onlarla keyif alabilirsiniz, bol bol mustafa denizliler, jose mourinholar var dedik, istediğiniz kupaları alın, ama bizim bakış açımıza göre bunlar asla başarılı değillerdir dedik, daha doğrusu sporu zevkli kılan ne varsa bunlar katilidir dedik, hala aynı muhabbet, her neyse..

hee bu arada, tenisi defansif oynamak aslında şöyle zordur böyle zordur muhabbetine gelince, valla 2004 avrupa şampiyonu yunanistan ın teknik direktörü de kendisini 11 kişi savunma yaptıkları için eleştirenlere karşı da, sanırım aynı mazeretlerin futbol için olan versiyonlarını söylemişti, bana sorarsan da defansif oynamak daha zordur, ama ben bir seyirciyim ve bu işe seyir zevki açısından bakıyorum.. dediğim gibi, tamamen bakış açısı, 2004 teki avrupa şampiyonu otto rehagel li yunanistan mı, yoksa futbolun namusunu kurtardı denilen 2008 de ki avrupa şampiyonu aragonesli ispanya mı..

bu forumlarda tenisin az seviliyo olmasından, az takip ediliyo olmasından dem vurulmuştu değil mi? heh işte ben de tam bundan bahsediyorum, simon-murray maçlarıyla bu sporu sevdiremezsiniz kimseye, del potro-federer maçları ise uzun vadede eminim daha iyi sonuç verecektir bu konuda...

Spooky 25 Kasım 2009 10:14  

daha fazla tartışmayalım ancak şöyle bir örnek vermek istiyorum.

gelmiş geçmiş en iyi maçlardan sayılan iki maç:

verdasco-nadal, avustralya açık 2009 - yarı final. iki baseliner'ın maçı.

federer-nadal, wimbledon 2008 - final. nadal'ın karşısında, baseline'ı daha çok tercih eden federer.

bu iki maçta da nadal'ın olmasının anlamı bence şu: nadal, hata yapmamak adına oyunu yavaşlatan, yavanlaştıran bir tenisçi değil.
öyle olsa, western grip yerine daha kolay ve risksiz bir tutuşla oynar, kendisini de yoran returnlerinden vazgeçerdi.

ralli açısından bakarsak, burada da anlamsız rallilerin sıkça eleştirildiği oldu...

neyse daha fazla tartışmanın gereği sanıyorum yok çünkü herkes aklındakileri söyledi gerçi ben hala yukarıdaki yorumlardan bazılarına tek tek açıklayıp, örnek vererek yorum yapabilirim de 18 sayfa sürer.

onur 25 Kasım 2009 11:03  

Bloggerınızın karşıt görüşlere değil yanlış bilgilerle savunulan tezlere tahammüllü yok. Yoksa bloguma gelip yorum yapan çok sevdiğim Federer fanları var. Karşıt görüşün ağababası onlar.

Hala bir takım oyunu olan futbol ile tenis karşılaştırılıyor. Sonra da her şey, her şeyle bağdaştırılabilir deniliyor. Futbolda defansif oyun iğrençtir çünkü defans yaparken atak yapamazsınız. Rakibi de kitlediğiniz için seyir zevki çok düşük bir maç çıkar.

Teniste tek bir vuruş ile defansı atağa çevirebilirsiniz. Baseline'den çıkarttığınız bir paralel forehand file önündeki atak oyuncusunu geçer ve seyir zevki yüksek bir passing-shot olur.

Konumuz Nadal'ın balon olup olmaması olduğuna göre Nadal'ın tenisinden zevk almıyorum diyen adamın o bölgede sinir hücreleri deforme olduğundan zevk almıyordur artık.

Baselinden sadece slice backhand oynayıp amacı topu sadece karşıya geçirmek olan tenisçiler var. Monfils örneğinde görüldüğü gibi. Bu adam kötüdür evet.

Şimdi konu o kadar dağıldı ki tartışmanın baştaki asıl mevzusuna dönüyorum.

"Söderling toplara sert vurup fazla winner yaptığı için iyi, Nadal genelde defansif oynadığı için balon bir tenisçi" tezini çürütecek çok şey söyledim yukarıda.

Eğer ki tenisten anladığınız sadece toplara sert vurmaksa eyvallah. Söderling denilen balonun maç içerisindeki drop-shot sayısı ile defansif bir oyuncununkini karşılaştırın. Oyun zekasını karşılaştırın, ralliye hükmedebilme, ralli temposunu değiştirme yeteneklerini karşılaştırın.

Ya da karşılaştırmayın. İvo Karlovic dünyanın en iyi tenisçisidir ne de olsa. Tek vuruşla o kadar çok sayı alıyor ki, o kadar sert vuruyor ki, seyir zevki çok yüksek.

forevertennis 25 Kasım 2009 11:29  

Yahu neden futbolla karşılaştırıp durdun ki sen tenisi angile?
Nadal'ın oyunundan -son zamanlarda düşüşe geçse de- Federer fanı olan ben bile aslında zevk alırdım.Ayrıca bir toprak uzmanı olarak bence Nadal'ın baseliner olması gayet doğal.Onur arkadaşımızın verdiği Bjorn Borg ve Chris Evert örneğinde de açıkça belli oluyor zaten.Özellikle Evert,file önüne fazla gelmeyen bir tenisçi ve şu anda 7 RG şampiyonluğuyla en çok RG kazanan tenisçi.Balonluk bu mudur yani?
Her baseline'den topa vuran balonsa ohoo..Valla ne demek istediğini açıkçası ben anlamadım angile.Russell'e katılıyorum,oyun zekası pek yok.Roland Garros'ta Nadal'ı yenmesinin bence temel sebebi Nadal'ın form düşüklüğünün başladığı zamanlara denk gelmesi yani Nadal'ın sakatlığının baş gösterdiği zamanların başlangıcına rastgelmesi de diyebiliriz.
Benim düşüncelerim bunlar.

angile 25 Kasım 2009 14:27  

bu konu hakkında son kez yazıyorum, herkesin spora bakış açısı kendine,ezelden beri gelen spora olan bakış açımı, bitmek üzere olan bir oyuncu yüzünden değiştirecek değilim yani..

futbolda defans yaparken atak yapamazsınız ama teniste tek bir vuruş ile defansı atağa çevirebilirsiniz denmiş, valla futbolda da tek bir top kapmayla öyle bir atağa çıkarsınız ki, işte ona bir de isim koyarlar kontratak diye sonradan, bağdaştırmaya devam o yüzden.. eğer söylediklerim sadece tenis açısından olsaydı belki bu bağdaştırmalar saçma olurdu ama, söylenilenler tamamen bir spor kültürü, sporun her dalı için geçerli olduğundan bunun anlamsız olduğunu söylemenin daha bir anlamı yok..

hücum oynayan kastımdan, topa sadece sert vuran veya fileye gelen tenisçilerden bahsettiğimi de nerden çıkarttınız, kaç defa dedik baseline dan da gayet güzel hücum oynayanabildiğini, en iyi 2 örneğinin de federer ve djokovic olduğunu, ama hala topa sert vurmakmış karlovic miş falan filan, neyse..

tenis tarihindeki en iyi maçlarda nadalın olması garip değil bence.. çünkü kendisi bir zamanlar topu hatasız bir şekilde karşıya geçiren örneklerin en iyisiydi, e karşısındakiler de verdasco ve federer olunca niye bu maçlar zevksiz olsun ki.. burda asıl sorulması gereken soru ordaki federer ve verdasco yerine, murray ve monfils olsaydı aynı şekilde zevkli olur muydu o maçlar acaba??

nadalın balon olup olmamasının açıkçası burdakilerin farkına varması veya reddetmesinin benim açımdan pek bi önemi yok.. ama bugüne kadar bahis şirketleri de sizin gibi iyi bir oyuncu olarak düşündüğü için, karşısındakilere oynayarak iyi paralar kazandım sayesinde, yani içten içe de bir sempatim vardır aslında.. ama gelin görün ki bahis şirketleri maalesef birşeylerin farkına varmaya başladı sanırım, bugün davydenko yu açık ara favori göstermişler.. hani bunun farkına siz varsaydınız da, bahis şirketleri biraz daha güvenmeye devam etseydi keşke, benim tercihim bu yönde olurdu doğrusu..

son olarakta hep futbolla niye benzeştirdiğim yazılmış.. bu sefer benzemeyen bir noktayı söyleyelim ve bitirelim bari..

neyseki teniste hala atak oynayan tenisçiler defansif oynayanlara karşı uzun vadede hep kazanıyolar, işte futbolda bu kalmadı artık maalesef, yani bi federer oldukça nadal uzun vadede asla en iyi olamayacak, bir del potro varken murray asla en iyi olamayacak, ve bu böyle olduğu müddetçe de tenis futboldan çok daha zevkli bir spor olmaya devam edecek...

kirpi 25 Kasım 2009 16:45  

federer - nadal ve federer - verdasco maclarinin zevkli gecmesinin nedeni nadal'in topu karsi tarafa cok iyi gondermesiyse bu mantikla federer ve verdasco'nun duvara karsi yaptigi maclarin daha da zevkli gecmesi gerekir. hadi onu da gectim madem oyunu zevkli kilanlar federer ve verdasco neden federer - verdasco maci daha zevkli olmuyor?

nadal'in "savunma tenisciligi" durumunu bir puan ile ozetlemek gerekirse verdasco ile oynadigi yari finalde topu yine kosarak karsiladigi bir pozisyonu ornek verebilirim. o maci izleyenler o puani unutamazlar, verdasco'nun alcaktan ve fazlaca spinle gonderdigi bir top vardi, hatta top yere carptiktan sonra kortun disina dogru yon degistirmisti. nadal o topu kosup karsilamis ve sahanin tam kosesine yollamisti. o tarz tam koseye yapilan bir vurusu federer gibi sizin mantiginiza gore atak oynayan oyuncular savunmada degilken yaptiklarinda bu mukemmel bir vurus oluyor ve o tenisci cok iyi bir atak oyuncusu oluyor. nadal bunu savunmadayken yaptigi icin yaptigi sey "topu sadece karsiya yollamak" oluyor. diyeceksiniz ki o vurus bir tesaduftu, adam sadece vurdu top gitti tam koseyi buldu. tesaduf dediginiz bir kere olur iki kere olur, nadal'in file onune gelen rakiplerine karsi geri cizgiden kosarak yaptigi sayisiz passing shot var, adamin oyunun ozelligi bu. defansifmis gibi gorulen pozisyonlardan atak yapmak ki bunu da en iyi yapan isimlerden biridir.
tartisma da cok uzamis ama tutamadim kendimi...

Russell 25 Kasım 2009 18:14  

@angile

cidden sen bırak tenisi falan, futbolla eğlen..

yahu böyle şeyleri yazmaya hiç sevmem ama yorumun paçasından cehalet akıyor.. bu kadar saçmalamak büyük maharet cidden.. yazdıklarınızın yarısından çoğu gülünecek şeyler, neyse.. size laf anlatmak kolay değil.. en hızlı kort olan ve iyi servisçilerin, iyi volecilerin, baseline oyuncularına üstünlük korduğu çim kortta, dünyanın en önemli turnuvası olarak gösterilen wimbledon'da, wimbledon tarihinin en iyi birkaç oyuncusundan birini 5 setlik inanılmaz bir maç sonucunda yenmiş adamı balon olarak tanımlamaya devam edin.. olimpiyat şampiyonluğu nedir ki ya, balon.. avustralya açığı kazanmış balon.. 4 kez üst üste rg kazanmış, e toprak kort, sadece topu karşıya yolluyor, kazansın bir zahmet.. eheh.. eğlenceliymiş aslında..

yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP