20 Mart 2011 Pazar

iw: her şey değişir


Bir buçuk yıl önceye kıyasla işler tersine dönmüş gibi ha?

2009 Amerika Açık’ta yarı finaller… Üst üste altıncı Amerika Açık şampiyonluğunu kovalayan, kariyerinin ilk Fransa Açık’ını henüz kazanmış ve RG-Wimby dublesi yapmış ve insanüstü addedilen Federer. Kariyerinde ilk defa Roland Garros kaybetmiş, sakatlığı çok büyük sıkıntılara neden olmuş, tendinit yetmiyormuş gibi karın kaslarında da yırtık ile oynayan yarım Rafa. Kazandığı tek slam “şans” olarak gösterilen, ota bota alerjisi olan, gölgesinden korkan ve Federer karşısında berbat bir istatistiğe sahip olan Djokovic. Bir senedir müthiş bir yükselişte olan ve kendine güveni had safhada olan bir bebe, Delpo.

Yarı finallerde Delpo yarım Nadal’dan tavşan çıkartarak kariyerinin ilk finaline yükselmeyi başarıyor, Federer her zamanki gibi Djokovic’i paketleyip evine gönderiyordu. Tabii bununla yetinmeyip bir bacakarası vuruşla da Nole’yi insan içine çıkamaz hale sokuyordu. Finalde ise hiç beklenmedik bir şekilde kazanan del Potro yeni bir çağın habercisi gibi parlıyordu.

2008 Avustralya Açık’ta Djokovic’in Federer’i yenerek şampiyonluğun kapısını açması Avusturya-Macaristan veliahtının doğumuysa; del Potro’nun Amerika Açık finalinde İsviçreli’yi yenerek şampiyon olması da ölümüydü.

Aradan 18 ay gibi bir süre geçti. İki dönem arasında olanları biliyorsunuz. Bilmiyorsanız da anlatacak değilim, blogun arşivinden okuyun.

Bugün bu dört isim Indian Wells yarı finalinde tekrar karşı karşıya geldi. Bu sefer eşleşmeler aynı fakat durumlar farklıydı. Bu sefer sakatlığın pençesinden kurtulup gelen taraf Delpo’ydu örneğin. Bir seneden fazla süredir mücadeleci tenisten uzak kalan Arjantinli, yine yüzde 100’üyle olmasa da daha güçlü ve daha olgun bir Nadal karşısındaydı.


İlk sette 3-0 öne geçerek “Acaba Nadal’a karşı üst üste 4. galibiyetini mi alacak” derken, İspanyol devreye girdi. Çok da iyi oynamadığı maçta stratejisini değiştirdi. Arjantinlinin backhandine yüksek toplar göndererek hataya zorladı. İki sette galip gelen ve finale yükselen taraftı. Maçtan sonraki demecinde “Sanırım IW’deki en iyi oyunumu oynadım” dedi Nadal. Şunları da söyledi:

“Amerika Açık yarı finalinde sakat olmasam dahi del Potro beni yenerdi. Ama 6-2’lik üç setle değil, daha zor yenerdi”

Del Potro’nun yarı finale çıkabilmesi benim için yeterliydi. Çok zorlu bir kuradan, rakiplerinin erken elenmesiyle buralara kadar gelebilse de özellikle 6-1’den çevirdiği tie-break ile eski günlere selam çaktı. Paris’e kadar tam randımanına ulaşır umarım.

Gelelim günün ikinci maçına. Roller burada zaten değişmişti bunu 2 aydır görüyorduk. Özellikle Davis Cup’ı kazandıktan sonra yeşil kodlar gören Neo kıvamına gelen Nole (bir harf fazlası bile var), önüne geleni deviriyordu. Bu tufanın önüne iki kez çıkan Federer ikisinde de yerle yeksan olmuştu.

Bugün de üç sette mağlup oldu İsviçreli. Maçın izleyebildiğim tek kısmı son dört oyundu. Dördünü de Djokovic aldı. 11-0’lık bir seri yakaladı bir ara hatta. Dubai'de de son beş oyunu Djokovic kazanmıştı.


Mangal yürekli Djoker böylece kariyerinde ilk defa Federer karşısında üst üste üç galibiyet almış oldu. Adamın her tarafından özgüven akıyor şu anda. Dubai'deki finalden sonra “Djokovic’in Federer’i yenmesi artık sürpriz değil” demiştim. Bugünkü sonuç sürpriz değildi şüphesiz. Sırp için daha da önemlisi iki numaraya yükseldi. Yani şoför arkası. Nadal’ın ense tıraşını o görecek artık.

Nole tufanı sırasında onun karşısına hiç çıkmayan Rafa ise ilk sınavını verecek finalde. Bu maçın sonucunu ben de çok merak ediyorum. Novak’ın şu maçta kazanıp kazanmaması önemli değil aslında. Nadal karşısında başa baş oynayabilirse, sonucu ufak farklar belirlerse gelecek için taşıdığım umutlar çoğalacak. Hezimete uğrarsa, bu hem onun 3-4 aydır etrafına ördüğü güven kalkanını zedeleyecek hem de diğer tenisçilerin gözündeki korkutuculuğu zayıflayacak.

13 yorum:

ilker 20 Mart 2011 11:26  

Federer'den çok Nole'yi severim, hatta Federer ilk 5'imde yoktur, öncelikle bunu belirteyim. Hatta zaman zaman "Federer Yenilsin"cilerdenimdir. Ama ne yazık ki, bir "şampiyon"un başka bir oyuncuya birkaç kez yenilmesi ya da o oyuncuya karşı toplamdaki mağlubiyetinin galibiyetinden fazla olması bir şey göstermez (öyle olup olmadığını da bilmiyorum ya neyse). Her sporcunun çağı yavaş yavaş kapanır, Federer'in de ispatlayacak bir şeyi yok artık. Buna rağmen Nole aldığı her güzel sayı sonrası yumruk şovlar, come on'lar falan çekerken, Federer'deki o aşık olduğum cool duruş hala yerli yerinde. Hele hele maç sonunda Nole'nin sevinçten çılgınlığı yok mu, beni benden aldı. Demek ki Federer, Nole'nin gözünde hala "yenilmez" bir rakip. "Şampiyon" olmak biraz da bu değil midir zaten?
Ayrıca Nole artık Federer'i yiyip bitirecek kıvamda bir oyuncu anlamı çıkıyor yazından, ama Nole'nin bunu Federer'in zaten ispatlayacak bir şeyi kalmadıktan sonra yapması biraz geç olmadı mı :)

onur 20 Mart 2011 14:12  

Zaten hep öyle olur. Federer yenilirken ispatlayacak bir şeyi yoktur. İki üç maç kazanmaya başlasın hâlâ 37 grand slam kazanabilecek güçtedir.

Federer'in ispatalayacak o kadar çok şeyi var ki... Olimpiyat altını yok teklerde. Davis Kupası yok. Nadal'a karşı headtohead'de geride.

Ama bunlarda önce Federer'in kaybetmeyi de öğrendiğini ispatlaması gerek. Kaybettiği maçlarda hakemle ve seyirci ile olan diyalogları bunun tersini gösteriyor.

Cool duruşa gelince. Tenis anlık patlamaların yaşandığı bir spor. Her zaman dediğim gibi o duygularını gösterebilen sporcu kendini benden hssettirir. Bana yakın hissettirir. Orada sonbahar-kış kreasyonu katalog çekimi yapmıyorsun. Pozlara gerek yok.

O cool Federer Avustralya Açık 2009da zır zır ağlarken onu kendime en yakın hissettiğim andır. Çünkü artık "Ben hepinizden büyüğüm, ağzınızı kırıcam" tavrı yerine insani bir şey göstermiş ve ağlamıştı. (Ben tabii askerde olduğumdan bunu sonra izledim)

Nole bundan sonra Federer'i yiyip bitirecek keinlikle demiyorum. Ama artık Federer'in Nole'yi yenmesi sürpriz olacak diyorum. Tabii ki yenebilir. Ama şaşırırım.

pattezbaskisi 20 Mart 2011 14:49  

Ben de bu iki oyuncudan da hazetmiyorum. Şimdiye kadar naçizane gözlemlediğim, birisi statik şov'u seviyor, diğeri kinetik şov'u. Bense şovmenleri sevmiyorum. Ne Fedex gibi kasmaya gerek var ne de Nole gibi ovv o biçim coşmaya. Abi bi samimi olun ya.
Ha adamlar da benim onları hazetmemi çok önemsiyordu sanki. Olsun.
Son olarak mesajımı da vereyim.
Tek gerçek aşk Beşiktaş.

wax 20 Mart 2011 15:28  

zaten o come on ların sebebi amerikan seyircisinin yavşaklığıydı dün izleyen görmüştür. amerikalı olsa bu kadar desteklerlermiydi federeri bilmiyorum.

PANDA 20 Mart 2011 15:41  

@İlker kardeşim tamam haklısın ama Djokovic'in her sayı sonundaki tepkisi bana seyirciye gibi geldi.

Seyirciler baştan sona Federer'i desteklediler ki ikinci sette Djokovic'in servisini kırdırıp 2-4 geriye düştüğünde seyirciye doğru ufaktan söylendiğini gördüm. Yanılıyor muyum? (Hatta Sırpçam yok ama söylenenler hoş değildi sanki... :))

Bu Djokovic'i haklı kılmaz elbette ama açıkçası ekran başında olmama rağmen ben bile bu durumu rahatsız edici buldum.

ezgi e. 20 Mart 2011 17:08  

Bu maçtaki hali bana da abartılı geldi, tepkisi seyirciye miydi bilmiyorum. Her oyuncunun maça motive oluş şekli farklı, kimi çok sevinir kimi daha sakin veya soğuk durur. Bunlar eğer rakibi,seyirciyi vs. gıcık etmek için yapılmıyorsa
eleştirmeye gerek yok bence. Ne cool duranın ne de sevincini abartanın poz verme, o ya da bu şekilde bir imaj yaratma peşinde olduğunu sanmıyorum.

Federer'in ispatlaması gereken bir şey olmadığı konusunda hemfikirim.
Olimpiyat altını önemli ama Davis Cup bir takım oyunu.Oyuncuların
bireysel başarılarının değerlendirildiği bir sporda bir kıstas değil bana göre. (Federer'in Davis Cup'ı önemsemeyişini hiç sevmiyorum o ayrı konu.)

H2H'de Nadal'ın Federer'e karşı 14 galibiyetinin 11'i toprakta. Federer toprak kortta daha başarısız bir oyuncu olsa ve finale çıkamayıp Nadal'la karşılaşmasa daha iyi bir oyuncu olacaktı istatistiklere göre. Ya da Nadal toprak kort ve çimde iyi olduğu ama sert kortta başarılı olamadığı dönemde sert kortta daha çok finale yükselebilmiş olsaydı muhtemelen daha kötü bir istatistiği olacaktı Federer'e karşı. Bu istatistikler
elbette önemli ama ne kadar önemli olduğu, kendini ispatlaması gereken bir kulvar olup olmadığı tartışılır.

Çoğu zaman oyuncular mağlubiyeti hazmedememekle suçlanır. Zamanında Federer de dahil pek çok oyuncunun skorla ilgili açıklamalarını saçma bulmuştum, saçma olanlar da var zaten; ama şunu unutmamak lazım. Kendi oynadıkları maçı objektif olarak değerlendirmeleri çok zor. Maçta istediklerini yapamadılarsa
mağlubiyetin sebebini ilk olarak kendi oyunlarına bağlamaları normal. Maç boyunca rakipten çok kendi oyunlarına odaklanmış vaziyetteler. Nasıl ki futbol seyircisi mağlubiyeti karşı takımın iyi oyunu ya da maçta daha iyi oluşuyla değil kendi takımının yanlışları ve yapamadıkları üzerinden yorumluyorsa bu durum da öyle.

Ama elinden geleni yapmış bir oyuncu hala skora bahane üretme çabasındaysa o eleştirilir; ki Federer son zamanlarda
rakibinin hakkını her seferinde veriyor. Avustralya Açık sonrası söylediklerinin benzerini dün de söylemiş. Ben kötü olduğum için değil Djokovic daha iyi oynadığı için kazandı, ben elimden geleni yaptım demiş. Bu noktada hala mağlubiyeti hazmetmeyi bilmiyor yorumlarını hakettiğini düşünmüyorum açıkçası.

Federer artık yarı finalde elense bile oyunundan memnunsa, her şeyin iyi gittiğini düşdüşünüyorsa pozitif bir tablo çiziyor. O da rekor vs. streslerini aşmış, rekabeten kopmadan tenisten zevk alma peşinde. Ben de hala başarabileceği çok şey olduğunu bilsem de puana, sıralamaya takılmaktansa birkaç yıl daha oynayacağı üst düzey tenisin keyfini çıkarma peşindeyim.

kirpi 20 Mart 2011 17:17  

Djokovic'te o baba olduktan sonra tavirlarinda sapmalar olmasi normal.

Novak gecenlerde iyi tenis oynayan kucuk kardesi icin "Djokovic ailsinden olmanin agirligini yasiyor" demis. Yani "agabeyinin basarisi" dese anlayacagim da Djokovic ailesi ne ya? 12 gobekten asilzade mi bunlar anlamadim ki ben?

kirpi 20 Mart 2011 17:24  

Bir de bu Nadal-Federer'in sertte yeterince karsilasmamasi ile ilgili bir ekleme yapayim. Su ana dek 7 kez sertte karsilastilar ve Federer'in acik bir ustunlugu yok. Yani Federer Nadal'i, Nadal'in Federer'i toprakta ezdigi gibi ezemedi hic bir zaman sert zeminde. Bu baglamda sertte yeterince karsilasmamalari da bir sey ifade etmiyor. Kaldi ki Nadal kariyerinin ilk yillarinda Federer'e karsi sert zeminde de ustundu.

brokoli 20 Mart 2011 20:38  

federerin yenilgileri hazmetmemesi ve sadece kazanırken centilmen olduğu şehir efsanesine elbette ben de katılmıyorum ezgi zaten bunu mükemmel yorumlamış bir şey eklemiycem...nadalla federerin sert kortta az karşılaşmış olması benim için ise bir şey ifade ediyor evet sert kortta federer 4-3 önde ama federerin çok ama çok formda dönemlerinde nadal federerin karşısına sert kortta çıkamadı çünkü çok iyi değildi o kortta o finallere çıkabilseydi head to head durumu şu an baya farklı olurdu sert zeminde..tersinden bakıldığında ise federer nadalın karşısına toprakta sürekli çıktı ve neredeyse yenilmez bir toprak kort oyuncusunu 2 kere yenebilmesi bile sürpriz bence...zaten federer artık ununu elesin eleğini assın bundan sonra gs falan alabileceğini düşünmüyorum ben..

onur 20 Mart 2011 21:55  

“He was a really bad loser,” said Madeleine Bärlocher, Federer’s first coach at the Old Boys Tennis Club in Basel. “After he’d lose a match, he’d sit under the umpire’s chair and cry for half an hour sometimes. The other players would already be in the clubhouse eating sandwiches, and he’d still be crying on the court.”

Bunu ben demiyorum. Federer'in küçüklük antrenörü diyor.

brokoli 20 Mart 2011 23:11  

Federerin ilk tenis yıllarında çok hırçın kaybetmeye karşı tahammülsüz ve sinirlerine hakim olamayan biri olduğunu daha sonra kortta sakin ve soğukkanlı kalabilmek konusunda evrim diyebileceğimiz bir değişim süreci geçirdiğini biliyorum..zaman zaman o eski hallerinden esintiler sunduğunu da görüyoruz zaten ama sinirli davranmakla centilmen ve beyefendi biri olmamak nasıl bir tutulabilir bunu anlamak güç..federeri çok seven onu ilahlaştıran karakteriyle ilgili ''aaa ne kadar centilmen dünyanın en beyefendi insanı'' tarzı fan yorumları ne kadar abartıysa federerin bazı sinirli hallerinin hakeme itirazlarının bazı açıklamalarının ''federerin gerçek yüzü'' olarak nitelendirilmesi de bir o kadar abartıdır..benim itirazım sadece buna..

ezgi e. 21 Mart 2011 12:28  

Küçükken böyle olan bir adamın şimdi mağlubiyetlere yorumu şu;

"I'm not a guy who's disappointed for a long time," says Federer. "Takes me half an hour and I'm alright, or 15 minutes sometimes."

Zaten profesyonellikteki ilk yıllarında hırçın ve sinirlerine hakim olamayan bir yapısı olduğunu biliyoruz. Ki antrenörünün yaptığı bu yorum da kaybetmeyi bilmeyen bir tenisçiden ziyade kaybetmeye aşırı tepki veren bir tenisçi olduğu yönünde. Ama Federer'in bugününden bahsediyorsak bu davranışların hiçbirini artık sergilemediği ortada.

Federer en mütevazi tenisçidir gibi bir iddiam kesinlikle yok. Ama kişiliğine yönelik herkesin dilinde olan çoğu eleştirinin içinin tam anlamıyla doldurulabildiğini de düşünmüyorum.

brokoli 22 Mart 2011 02:15  

@ezgi e.

federerin kişiliğine yönelik eleştirilerin içinin bırak tam anlamıyla doldurulmasını birazcık doldurulabildiğini bile söyleyemeyiz..federeri bir şekilde sevmeyen insanların onu eleştirebilmek adına ''uydurmak'' zorunda olduğu bir şeyler vardı sadece hepsi bu..

yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP