16 Eylül 2009 Çarşamba

amerika açık 09 sonrası notlar

"can i speak in spanish?"
juan martin del potro federer karşısında harika oynayıp maçı kazandıktan sonraki zafer konuşmasını tabi ki önce ingilizce yaptı.. ardından maçı yayınlayan kanalın sunucusu dick enberg arjantinli'nin kazandığı ödülleri sayarken del potro "ispanyolca bir şeyler söyleyebilir miyim?" diye rica etti.. az önce dünyanın en iyi tenisçisini yenen biri olmasına, bir grand slam şampiyonu olmasına rağmen mütevazılığın en uç örneğini göstererek.. fakat dick enberg "süremiz çok kısıtlı" diyerek sponsorlardan lexus'tan kazandığı arabayı takdim etti..



ben bu arada cbs'e, edberg'e, amerikan tenis birliği'ne, lexus'a küfürlerimi yağdırırken juan martin bir kez daha ispanyolca bir şeyler söylemek istedi ve en sonunda mikrofonu alabildi.. insan kendi anadilini konuşurken daha çok duygulanıyormuş bunu da gördük.. ingilzice konuşurken ağlamayan del potro ispanyolca konuşurken gözyaşlarını tutamadı.. anadiliyle halkına, ailesine seslenmek onun için çok önemliydi fakat sponsor kuralları, cbs'in sarkan yayını çabucak toparlayıp kapatmak istemesi nedeniyle neredeyse bu özel anı yaşattırmayacaklardı..

daha 1 gece önce espn'de yayınlanan kadınlar finalinin ardından "kaybeden" wozniacki üç dilde birden konuşma yapmışken dün "kazanan" del potro'nun kendi diliyle konuşma yapmak için neredeyse yalvaracak duruma getirilmesi utanç verici.. kanal yöneticileri de sunucuya arka çıktılar olaydan sonra.. medyası türkiye'den daha boka batmış bir ülke varsa o da amerikaymış..

"when i want to talk, i talk"
hepimizin aşkı, canımızdan çok sevdiğimiz federer ise final maçı içerisinde del potro'nun yaptığı geç bir challenge'a itiraz ederken hakemin ona susması gerektiğini söyediğinde kullandığı kalıp şu yukarıdakiydi.. "bana susmamı söyleme, konuşmak istediğim zaman konuşurum".. eyvallaaaah.. ardından gelen "shit"li cümle de cabası..



2008 avustralya açık yarı finalinden sonra ben iyice anlamıştım.. djokovic ile oynadığı maçta, djokovic harika oynayıp federer'i korttan silerken sinir tavan yapmıştı isviçreli'de.. bir topa itiraz etiğini duymayan hakeme 3 yaşındaki kaprisli çocuklar gibi "challenge diyorum duymuyor musun" demişti..

federer maçlarının yüzde 80'ini ve hatta daha fazlasını kazanan bir tenisçi.. istikrarlı olarak kaybettiği tek isim nadal.. artık bunu kabullenmiş durumda ve maç içerisinde nadal'a yenikken pek tınlamıyor, kazanmaya bakıyor.. ama başka bir tenisçi maçı domine ederken ve ondan rol çalmaya çalışırken kelimenin tam anlamıyla delleniyor.. arıza çıkartacak yer arıyor..

dediğim gibi federer maçlarının büyük bir çoğunluğunu kazanan bir tenisçi olduğu için çoğu taraftarı ve tenissever onun kaybeden yüzünü bilmiyor.. kazanırken sevgi pıtırcığı olan isviçreli yenikken maskesini yüzünde tutmayı başaramıyor.. "ay çok centilmen" federer gidiyor bir anda..

ben bu yazdıklarımı daha önce yazdım buralara.. çok zeki bir arkadaş çıkıp yorum kısmına "hmm federer bu iddiayı desteklemek için maç mı kaybetsin yani, hahaha" şeklinde bir şeyler yazmıştı.. bir daha cevap vermemiştim..

bakınız new york times diye bir amerikan gazetesi (guardian diye bi ingiliz gazetesi benimle röportaj yaptı diyen serena'ya göndermedir) federer'in gençken ne kadar agresif ve sinir kontrolü olmayan bir insan olduğu hakkında bir makale yayınlamıştı..
bu da sportsillustrated'da 2005'te yayımlanmış bir makale

ayrıca şu üstteki iki farklı tenisçi tarafından kurulmuş cümlelere ve kuruluş anlarına, yerlerine bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum..

serena'dan özür

serena williams çizgi hakemine tehditler savurup küfür ettiği için üzgün olduğunu söyledi.. kendi web sitesinden ve twitter'dan yaptığı yaptığı açıklamada "öncelikle çizgi hakeminden, kim clijsters'tan, amerikan tenis birliği'nden ve tenisseverleden bu uygunsuz patlamam için özür diliyorum" dedi.. geç bir özür de olsa ben kendi payıma düşen özürü kabul ediyorum.. bir daha olmasın bak fena yaparım.. hıııı!

clijsters 19, marsel 186
marsel ilhan amerika açık'ta elemelerle birlikte kazandığı 5 maç sonucunda ikinci tura yükselmeyi başararak 45 sıra birden yükseldi ve sıralamada 186. basamağa yerleşti.. bu, onun en iyi derecesi değil.. mayıs ayında 171.'liğe kadar tırmanabilmişti.. bundan sonra challengerlardan ziyade atp tour turnuvalarına katılıp daha çok puan toplaması lazım.. bunun için sponsor lazım..

bir tenisçinin sıralamaya girebilmesi için yıl içinde en az 3 turnuvaya katılmış olması gerektiğinden amerika açık öncesi bir sıralaması dahi bulunmayan kim clijsters listelere 19. sıradan giriş yaptı.. şampiyonluk yolunda hem serena hem de venus williams'ı yenmeyi başaran belçikalı'nın yaptığına en çok yaklaşabilen isim monica seles.. bıcaklandıktan sonra 2,5 sene ara veren ve psikolojik destek gören seles döndüğünde önce kanada açık'ı kazanmış ardından amerika açık'ta finale yükselmişti.. finalde graf'a yenilse de bir sonraki slam olan avutsralya açık 96'yı kazanmayı başarmıştı..

küçük hüseyin bolt

clijsters çarşamba günü belçika'ya dönüp orada da bir kutlama yapacak.. avustralya açık'ı dört gözle beklediğini söylüyor belçikalı ve justine henin de seneye geri dönüşünü görürse şaşırmayacağını ekliyor..

7 yorum:

Spooky 16 Eylül 2009 12:33  

1-justine henin de döner mi acaba dediğimde bana güldünüz. şimdi ben size gülüyorum...

2-kim 19 değil 1 numara. sebebini açıkladım.

3-federer'in bir de wimbledon hadisesi var. 5-6 senede bi garip haller oldu bu tenise... kınıyorum hepsini.

4-serena kitap yazsın, bıraksın tenisi.

5-bu amerikalıların iki yüzlülüğü çok ilgin. sözlüğe yazacaktım... usa today bugün birşeyler yazmış kim clijsters ile ilgili. acaba bu çıkış şans mı? denk mi geldi? serena bir daha 6-0'lık setlerle mi yener?.. falan filan tiksindim resmen.

6-amerikalılar: top toplayıcıları sahaya sokup, servis atılmasını geciktiren reklam süresini uzatma çabasındaki bir kısım medya... veya olimpiyat oyunlarına bir ton para verdik, tabii ki prime time'a denk gelecek diye çinlilere baskı yapıp gece 2'de müsabaka düzenlettiren adi adamlar.

7-bir de bunların bi empire state fetişi var ki hiç çekilmiyor.

K. A. 16 Eylül 2009 14:22  

Kim Justine el ele İstanbul 2011'e.

Unknown 16 Eylül 2009 15:32  

steffi graf,clijle yaptığı gösteri maçında "atmosfer çok güzel.yeniden wild card alıp wimbledon'da oynayabilirim" demişti.sadece wimbledon'da da olsa ben bir umut steffiyi (ha bir de justineyi)bekliyorum.

yass 16 Eylül 2009 23:17  

ben cok cok tesekkur ederım ızlemeden resmen ızledım blog sayesınde..

brokoli 18 Eylül 2009 22:27  

çoğu kişi federerin kaybeden yüzünü bilmiyor ama siz biliyorsunuz ne de olsa her gün yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmiyor :))) kusura bakmayın ama komik olmuş :)) bu tarz meselesidir herkese federer hoş gelmeyebilir ama bu adama üst üste 4-5 yıl yılın sportmeni ödülünü verenlerde salak değiller heralde ya da bilmiyorum siz çok zekisiniz...ama fedexin tenis oyunu anlamında eleştirecek onu kötülüycek pek bişey olmadığı için de bu yönlerle kötülenmeye çalışılmasını normal karşılıyorum vuracak başka yeriniz yok çünkü :))

onur 18 Eylül 2009 22:47  

hehehe ne komik..

evet çoğu kişi bilmiyor çünkü türkiye'deki tenis izleyicisi grand slam izleyicisidir.. hatta grand slam finali izleyicisidir.. bunu size her türlü ispatlayabilirim.. en basitinden grand slam zamanı siteye giren kullanıcı sayısının 4'e katlanması ile ispatlayabilirim.. federer de grand slamlerde nadal dışında neredeyse kimseye kaybetmediğinden evet türk tenis izleyicisinin büyük çoğunluğu federer'in kaybeden yüzünü bilmiyor.. federer'in yenik halinin ne kadar sinir bozucu olduğunu görmek için onunla yediğimin içtiğimin ayrı gitmemesi gerektiği varsayımınız çok acıklı gerçekten..

kaç kişi federer'in djokovic karşısında raket kırdığını biliyor bu sene veya kaç kişi federer'in djokovic ailesini "be quiet" diye azarladığını biliyor.. bi siz, bi ben, bi tenisle içiçe olan insanlar.. bunu anlayabiliyorum zira insanların işi gücü var her atp turnuvasını izleyemeyecekler kuşkusuz.. ama bunları bilmeden federer çok centilmen demeleri de haksızlık.. hayır federer centilmen değil.. egosu tenisinin önünde gidiyor malesef.. evet dünyanın en iyi tenis oyuncusu ama kibirliliği en azından benim gözümde onu sevmemi engelliyor..

siz elmyra gibi sevin onu, sıkın, sevin..

bir de şunu anlamıyorum.. federer'i neden kötülemeye çalışayım.. nadal'dan, djokovic'ten para mı alıyorum? adidas'tan para mı alıyorum? ben gördüğümü yorumlayıp fikirlerimi söylüyorum sadece.. neden kötülenmye çalışılsın federer? nedne federer'e vurmak isteyeyim.. hareketleri ve kibiri olmasa neden sevmemeyim federer'i? hayır sanki federer'in adını karalayıp kendim çıkıcam dünya 1 numarasına..

brokoli 19 Eylül 2009 00:26  

bence komik sevgili onur sence değilse bi ziyanı yok :))

valla bir kere şu yok şöyle varsayımlarınız acıklı falan tarzda yorumları bir kenara bırakalım burda şahsi şekilde birbirimize laf sataşmaları ile bir yarış yapmıyoruz yazdığım birşeyi acıklı bulmanıza gerek yok sevgili onur bazen tatlı sert yorum yapmaktan kaçınmayan biriyim o an aklıma ne eserse yazıveririm :))) zaten ben çoğu kişi derken türkiyedeki tenis izleyicisini de kastetmemiştim federer dünya genelinde de sevilir ve centilmen bulunabilir haa siz böyle düşünmeyebilirsiniz hatta belki de dediğiniz gibidir ama ben federerin (centilmenlikten insanlar ne anlar onu bilemem herkes başka yorumlayabilir) centilmen olarak nitelendirilebileceğini düşünüyorum egosunun önde gittiğine ise hiç katılmıyorum...bence beyefendi denebilecek bir kişilik aldığı ödüllerde olduğuna göre bu konuda ya öyle ya da çok iyi bir oyuncu ne diyim...djokovic ve ailesine be quiet dedi ve bence iyi ki de dedi o aile benim de sinirimi bozuyor ve federerin bazen sinirlenip böyle tepkiler göstermesi ille de aaa bakın federer çok tepkili aslında çok egolu biri çok terbiyesiz bilmemney demeyi gerektirmez gördüğünüz gibi bunlar kişisel yorumlar....nadaldan djokovicten adidastan para almanız atp zirvesine çıkmanız konusu ise siz yorumunuzda cevap vermişsiniz yorumlayıp fikirlerini söylemek ben de kendi fikirlerimi söyledim bence kötülenmeye çalışılıyor değilse de değil yanii ama düşündüğüm bu...federeri sevmemenize gelince bu da en doğal hakkınız birini sevmemek için bence bir neden olması da gerekmez ki sizin nedeniniz var mesela ben de martina hingisi hiç sevmiyorum roland garros finali vs vs hareketleri çok antipatik ve şımarık geliyor ama onun mükemmel bir tenisçi olduğunu hatta döneminin en iyisi olduğu gerçeğini görmemi engellemiyor bu ama dediğim gibi bana göre şımarık ve antipatik hareketleri williamslara ırkçı söylemleri benim onu sevmemi engelledi onun için bırakın yok siz federeri elmyra gibi sevin falan demeyi ben brokoli gibi severim sen de onur gibi sevmezsin :))) offf amma uzun yazdım beaa ama blogunuza yazmayı seviyorum nedense işin ilginci federeri savunan ben %51 bir nadalcıyım aslında :))) neyse tenisimiz bol olsun....

yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP