25 Haziran 2010 Cuma

favori olmayanların zaferi

Amerikalı raket John Isner, Fransız rakibi Nicholas Mahut’nün fileye geldiğini görüyor ve rakibinin forehand kanadına gönderdiği passing-shot ile servisini kırıyor, bir destana son noktayı koyuyordu. Bitmeyen senfoninin son notası en sonunda icra edilmişti. Son ölçü de çalınmıştı ve artık sanatkarlar tarihe geçmenin verdiği mutluluk ile kazanmanın ya da kaybetmenin hissettirdiklerini yaşamaya fırsat bile bulamıyorlardı.

Rafa olsaydı şöyle derdi: “Unbelievable”

Üç günlük tenis maçı bugünkü 1 saat 5 dakikalık seansla sona erdi. 2,06’lık John Isner, boyu gibi uzun müsabakayı son seti 70-68 alarak kazandı ve ikinci tura çıktı. Rekorlardan bahsetmeyeceğim. Her yerde bulabilirsiniz istatistikleri. Başka bir şeyden bahsedeceğim.

Son üç günde tarihin her zaman gözler önünde değil, arkaplanda da yazılabildiğini gördük, kimsenin önemsemediği bir müsabakanın bir anda nasıl organizasyonun merkezine oturduğunu. Kimsenin önemsemediği iki insanın nasıl bir anda halk kahramanına, önemli şahsiyetlere çevrildiğini gördük. O kort bir hafta önce neyse yine o. O iki adam bir hafta önce neyseler yine onlar. Artık sadece daha çok insan tarafından biliniyorlar. 700 kişilik 18 numaralı kortun çimleri tarihinde hiç görmediği kadar seyirci gördü bugün. O file, o sandalyeler, o dün bozulan skorbord.

Her zaman finale odaklanılır. Bu bir gerçek. Finale gelene kadar geçilen iki haftada neler olmuş neler bitmiş çoğu insanın umrunda değildir. Küçük kapasiteli küçük kortlarda dünya sıralamasında ilk 70’e dahi girememiş tenisçilerin oynadığı oyunlar kimsenin umrunda değildir. Çok sevdiğim metafor ile "Filler tepişirken çimenler ezilir." Onların karşılaşmaları hedefe –finale- gidilen yolda oynanması gereken çerez maçlardır. Bu yüzden o tenisçilerin hikayeleri gözardı edilir, ilgilenilmez onlarla.

John Isner ve Nicolas Mahut bütün insanlara şunu gösterdi. “Biz olmazsak siz final zevkini yaşayamazsınız.” O küçük maçlar görünmez yapıtaşlarıdır sporun. O düşük basamaktaki sporcular görünmez kahramanlardır çoğunlukla. Isner ve Mahut şanslıydılar. Oyunda bir bug buldular ve çok anarşist bir şekilde tarihe geçtiler. Onların adı artık unutulmayacak. Sadece bu ikisi değil atıyorum 12 numaralı kortta ilk gün 3 sette yenilen tenisçi de değerlidir gözümde. Şanssızlığı bu kadar dikkat çekecek bir olayın olmamasıdır maçında. Ama o da turnuvanın yapıtaşlarından biridir. Isner da. Federer de. Siz ilk 10 tenisçilerinden başka tenisçi bilmeyen insanlar, büyük kortlarda Federer’in, Nadal’ın vurduğu passing-shotlarla kendinizden geçerken, onlar da yüreklerini koyar sahaya aslında. Evet oynadıkları tenis belki çoğunlukla göze hoş gelmeyebilir ama orada verdikleri mücadele, akıttıkları ter, arzuları, her şeyleri Merkez Korttaki kodamanlarınki kadar gerçektir. Onların da hikayeleri, sevinçleri ve hayalkırıklıkları vardır.

Bu müsabakada iyi tenis oynanmadı. Bu müsabaka servisler üzerine kuruluydu. Ama o azim, o istek, o inanç, o umut sonuna kadar harikaydı. İki tenisçiden de. Sonuna kadar gerçekti. Bir yerde biri hata yapacaktı. Mahut oldu şanssız kişi. Maç sonrası iki tenisçi de birbirlerine filede sarılırken “favori olmayanlar”ın zaferini kutluyorlardı belki de...

4 yorum:

SelçuK 25 Haziran 2010 00:52  

Nedense ben herkes gibi helal olsun diyemiyorum utanç verici bir olay benim gözümde 60 küsür oyunda servis kıramayan tenisçi tenisçi değildir Karlovicden farkı yok ikisininde tenis servis kazanmak değildir sadece 1-2 tur geçer elenirler keşke biraz geliştirebilseler kendilerini

Spooky 25 Haziran 2010 01:09  

herkes tatilde mi nedir? eskiden tartışmalar yorumlar olurdu... illa federer adam değil mi diyelim :)

ayrıca ben de bi süre sonra sıkıldım. ralli olmadı ya..

müşkülpesent 25 Haziran 2010 13:02  

3. sette zaten bir süre sonra bir nevi rölantiye aldılar fazla riske girmemeye çalıştılar haklı olarak, oraya kadar gelmişlerdi ve kaybetmek istemediler. muhteşem oyuncular olmadıkları doğru ama kötü oldukları da iddia edilemez bence.

ama yazının bakış açısı, her zaman ikincileri ve altında kalanları seven biri olarak oldukça hoşuma gitti, orada bir şeyler yapmaya çalışan uğraşan o kadar oyuncu olmasaydı şampiyonlar da olmazdı ve tenis bu kadar güzel bir şey haline gelmezdi.

beril 25 Haziran 2010 14:16  

evet maç sıkıcıydı bir yerden sonra ama zaten bu maçta beni etkileyen psikolojik açıdan bırakmamaları oldu, muhtemelen bir dahaki maçını kaybedeceklerini bilmelerine rağmen kazanmak istediler ve ayrıca 7 saat servis kırdırmamak, iyi servis atabilmekte başarıdır.

yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP