dergi alın dergi candır
Bu haftanın en garip olayı David Ferrer'in ağlayan bir bebeğe top fırlatmasıydı. Daha doğrusu Amerikan medyasının önderliğinde bir takım aptalın insanları Ferrer'in bebeğe top attığına inandırmaya çalışmasıydı.
Kristof Kolomb’un kafasına esmiş. Bir gün atlamış takasına ve “Ben sürekli batıya gidersem, Hindistan’a ulaşırım bence” diyerekten denize açılmış. Aylar süren yolculuktan sonra “Kara göründüüüüüü” sesi duyulmuş. Park etmişler gemiciği. Bizim Kolombus burada gördüğü insanları Hint sanarak onlara Hint demiş. (Bizim köyde Hint’e Hint derler) E ama orası Amerika'ymış. Yeni Dünya imiş.
Neyse yıllar geçmiş sırf bu mallık yüzünden Amerika’ya yerleşen Avrupalı koloniler yerlilere Indian demeye devam etmiş.
Gel zaman git zaman Indian Wells diye bir yerleşim yeri kurulmuş California’da. Burada ise tenis denilen o muhteşem sporun en önemli turnuvalarından biri oynanmaktaymış.
Sonra bu tenis sporu üzerine ülkenin en önde gelen spor oluşumunun radyosunda bir programlar, bir yorumlar dönmüş. Bu programlardan birinde Indian Wells’teki turnuva hakkında konuşuluyormuş. Sunucu arkadaş canım yazık coğrafya bilgisi azmış lisede… ya da bi dakika lan ben Indian Wells’in Amerika’da olduğunu lisede öğrenmedim ki. Daha sonra öğrendim öyle bir yer olduğunu. Nasıl mı? Tenis hakkında araştırırken tabii ki. Baktım turnuva var. Neredeymiş dedim bu. California’daymış. E tenis hakkında bir şey bilmiyorsan… Neyse.
Şimdi ben bu programı sunan arkadaşa kızamıyorum. Çık sun demişler, o da sunmuş. Benim de paraya ihtiyacım olsa ben de spor bile saymadığım golf hakkında konuşurum. Ha ama yalan yanlış konuşurum şekilde olduğu gibi. Asıl sorun çalışanının özelliklerini bilmeden “Yaparsın, edersin” mantığıyla hareket edende. Asıl suçlu patronlar.
E noldu ki zaten şimdi. Sen dalganı geçtin, ben dalgamı geçtim. Güldük, bitti. Unutulacak. Kaç kişi duydu. Duyanların çoğu zaten o kurumun futbol ve NBA dışındaki haberlerinin “güvenilmez” olduğunu biliyorlardı.
Ama şunu biliyorum. Ben burada üçüncü tur yerine yanlışlıkla ikinci tur yazsam utanıyorum. Kendime küfürler ediyorum. Bu kadar masif bir hata yapsam herhalde bir daha yazmaya cesaret edemezdim.
Orange County Hollanda'da değil dikkat edin gençler. Hep bu California yüzünden.

Türk Hava Yolları ve onun reklamları ile ilgili Avrupalı Eurosport izleyicisinin durumunu gözler önüne serdik... viiiiaaar törkiş eeerlaaaynnz... viiiiaaaar gıloobiliiiii (ginobili) yoooorzzz...
Tercümesi şu şekilde:
"Eeaaamaan beaaaa, THY'nin Barçalı reklamları Eurosport'ta zırt pırt çıkıyordu. Şimdi bir de oyun aralarında hep Wozniacki'yi göreceğiz :/"
"Artııığğğ şu sinir bozucu müzik de cabası :böhöhö"
O zaman, "We are Turkish Airlines, we are globally annoying."
Vatan'da çıkan saçma sapan habere bugün Taraf'ta yayımlanan cevabım. Burada da dursun istedim:
"Sezonun ilk Grand Slam’i Avustralya Açık tarihinde ilk kez ana tabloda bir Türk vardı bu yıl. Marsel İlhan, Amerika Açık’tan sonra burada da ikinci tura çıkmayı başardı. Rakibi ise zamanında Grand Slam finali görmüş olan Fernando Gonzalez’di.
Marsel maçını kaybetti. Beklenen sonuç buydu zaten ama işin bundan sonrası çok komik bir hal aldı Türk medyasında. Marsel’in kaybetmesi Türk tenisi için büyük bir başarıdır. Yaptığı iş bundan beş sene önce tahayyül bile edilemeyecek bir şeydi çünkü. Türk medyası bunu öveceği yerde, kortta oynanan tenise odaklanmak yerine başka işler peşinde koşuyor.
Eğer okuduysanız “şiddete yatkın” Türk seyircilerin maçta olay çıkardığını yazmış basınımız. Türkler’in yaktıkları meşaleleri Şilili seyircilerin üzerine attıklarından dem vurmuşlar ve 35 Türk göz altına alınmış onlara göre. Olaylar hiç de öyle değil aslında. Gonzalez galip geldikten sonra meşaleleri yakanlar Şilililer. Gözaltına alınanlar arasında Türkler de olabilir tabii ki ama hepsinin Türk olmadığına da eminim (yanda). Buradan yola çıkarak Marsel’i desteklemeye giden taraftarları küçük düşürmek ayıptır.
Eurosport’un “göz zevkini korumak adına” yayını kestiği yazılmış. O kanalda staj yapmış olmasam kanardım bu habere. Bu maçın normalde Eurosport programında olmadığı, kanalın genel yayın yönetmeni Bağış Erten’in kanalın merkezinin bulunduğu Fransa‘yı arayıp yayını ayarlamaya çalıştığı ve zar zor bir setlik bir süre alabildiği bilinmiyor kimseler tarafından.
Yayın da işte bu yüzden kesildi, görüntüler yüzünden değil. Ayrıca bu olaylar ilk defa yaşanmıyor Avustralya’da. Doğu Avrupa ülkelerinden birçok göçmenin yaşadığı Melbourne’de bu ülkenin tenisçilerini desteklemeye gelen taraftarların çıkardığı olaylar yanında dünkü maç devede kulak kalıyor. Hayatında hiç Marcos Baghdatis maçı izlememiş olan insanlara garip gelmesi doğaldır bu gürültünün.
Tenis maçında servis kullanılırken ve ralli sırasında ses çıkartılmaz. Marsel’i desteklemeye gelenler zaten çıt çıkarmadılar oyunlar süresince. Evet, rakibin hata yaptığı oyunda rakip taraftarın alkışlaması adaba aykırı ama bunun görgüsüzlükle bir alakası da yok. Tenisi belki de en iyi bilen Fransızlar’ın, Roland Garros sırasında yaptıkları da zaten ikisinin ilgisiz olduğunu gösterir nitelikte.
Neticede Türk basının bazı temsilcileri yine sınıfta kaldı. Marsel İlhan’ı desteklemek yerine yine saçma sapan, yarım yamalak araştırmalarla haber yaparak kalitelerini gösterdiler. Teşekkürler Türk medyası, yine kahraman oldun!"
http://www.taraf.com.tr/haber/46664.htm
Ntvspor.net coştukça coşuyor. Daha önceleri dikkatsizlikleri yüzünden günümü gün eden (bakınız medya etiketli postlar) editörler geçen gün Justine Henin'in adını Justin Henin olarak yazmıştı. Hadi bir şey dememiştim. Bugün yaptıkları hata müthiş. Resmen "çift hata".

Federer yarı finali garantilemiş. Evet yüzde 80'e yakın bir ihtimal ile çıkacak Federer yarı finale ama yarın Del Potro ve Murray rakiplerini ikişer sette yenerse bu haberi nerenize sokacaksınız? Bu kadar şuursuz olunmaz, insanları yanıltamazsınız yanlış haber yaparak. İşinize biraz değer verin, özen gösterin.

haydi biraz ntvspor daha çalışalım.. screenshot'ta gördüğünüz imla hataları ve isim hatalarını geçiyorum artık.. ntvspor'un editörü maçı izlememiş ki bu çok doğal, işi vardır izlemez ama kafadan başka bir maç yazmak da neyin nesi?
kramp ikinci sette değil üçüncü sette girdi her şeyden önce.. ikinci sette hiç 4-3 geriye düşmedi caroline wozniacki.. 5-2 öndeydi çünkü.. hadi üçüncü set yazmak yerine yanlışlıkla ikinci set yazdı diyelim arkadaş.. fakat kramp caroline 4-3 gerideyken değil 5-4 öndeyken girdi..
ama bir sonraki paragrafta bakıyoruz ki vera sakatlanan rakibi karşısında ikinci seti almış.. demek ki wozniacki ikinci sette sakatlanmış.. paralel evrenden maç anlatan ntvspor editörüne teşekkür ediyoruz..
bu kez olmadı.. marsel dünya sıralamasında 599. basamakta bulunan 90 doğumlu henri kontinen'e 7-5 ve 6-1'lik setler ile yenilerek çok avantajlı bir kurada "ana tablo yani wimbledon" göremedi..
marsel'in ilk servislerini oyuna sokma oranı standartlarında idiyse de (%71) bu servislerden puan çıkarma oranı kötüydü (%67).. özellikle rakibi ile karşılaştırılınca daha da vahim bir tablo ortaya çıkıyor.. kontinen yüzde 82 ile puan buldu ilk servislerinden.. ikinci servis istatistikleri de çok kötü marsel'in.. ikinci sette 5'te 0 gibi bir kayıt..
başlıkta geçen olaya gelelim.. geçtiğimiz hafta marsel ilhan koçu can üner ile birlikte ntvspor'daki "spor aşkı" programına konuk olur.. programın sunucuları ercan taner ve burcu esmersoy'durlar.. (ntvspor'un kombinasyon hesabına göre elindeki spikerleri değişik oranlarda karıştırararak 431 farklı program yapabileceğini biliyor muydunuz? P (n r) = n!/[r!x(n-r)!])
neyse marsel hedefinin ilk 50'ye girmek olduğunu söyler.. ercan taner "peki ilk 50'ye girince ne oluyor?" der.. marsel de "genellikle ana tablo'ya direkt katılma hakkı kazanıyorsunuz" der.. ercan taner biz cahil izleyicileri bilgilendirmek ister ve hemen lafa girer..
"ana tablo derken.. izleyiclere de açıklayalım.. ana tablo yani wimbledon!"
ben ercan taner'e teşekkür eder başarılarının devamını dilerim.. futbol maçlarını anlatmasından zevk aldığım bir insan sayın taner.. bilmiyorum ki daha ne desem.. can üner girdi araya hemen toparladı bu gaftan sonra.. ah türk spor medyası...
ntvspor'a teşekkür etmek istiyorum.. isveç açık'ı yayınladıkları için.. yanılmıyorsam ilk wta tour yayınlarıydı.. nisan 2008'de sözlüğe yazmışım atp ve wta turnuvalarını verse tadından yenmez diye.. ama ya ben az tv izliyorum ya da yeterli reklam yapmadılar.. zira ntvspor.net'te de göremedim hiçbir tanıtım/reklam.. bugün rastgele açtım ve karşımda wozniacki'yi görünce bi an kalakaldım.. mehmet sevinç eurosport türkiye altyapılı bir spiker onun sesinden dinledik maçları.. her ne kadar wozniacki'yi vozniaçki diye okusa da anlatımı ve ses tonu iyi (yargılamak bana düşmez, izleyici olarak beğeniyorum), tenis bilgisi de var..
umarım devamı gelir ntvspor'dan..
© Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008
Back to TOP