wimbledon 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
wimbledon 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2011 Salı

video: delpo anları


It's raining shoes! Halleluja!



Delpo'dan Maraş dondurmacısı da olurmuş...


Read more...

21 Temmuz 2011 Perşembe

video: bu sene de ne kupa kırıldı arkadaş



Wimbledon genç erkekler şampiyonu Luke Saville basın toplantısı yaptığına yapacağına pişman oluyor. "Hacı naptın yaa" tepkisi komik.

Read more...

19 Temmuz 2011 Salı

video: yedi maçta 222 winner

Kvitova Wimbledon şampiyonluğu yolunda 222 winner'a imza atmış. Maç başına 32 winner. E izleyelim:

Read more...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

wimbledon 11: zihnini özgür bırak

... derdi Morpheus Neo'ya...


Davis Cup zaferinden sonra kestirdiği saçları onun sıfırdan başlangıcıydı. Her gün belli etmeden uzayan saçları gibi, her sabah uyandığında büyüyen bir öz güveni ve seyrekleşen korkuları vardı. O derideki binlerce delikten çıkan ve uzayan saç telleriyle birlikte birikti zaferleri ve kupaları. Novak Djokovic bugün çocukluğundan beri hayalini kurduğu kupayı öperken azim ve inadın başarabileceklerinin de bir tablosunu oluşturdu...

Her zaman doğru olan bir şey var. Bireysel sporlarda yetenek ve fiziksel güç kadar önemli olan bir şey daha var, o da mental durum. Korku aslında çok da kötü bir şey değil biyolojik olarak. Vücudu en az hasarla kurtarmayı başaran otonom sistemi harekete geçirmemizi sağlar. Bunun da yan etkisi vardır şüphesiz. Karar mekanizması etkilenir ve vücut kontrolü azalır. Amigdala bölg... hehe şaka o kadar da anlatmaycağım tabii ki.

Bugün finalde karşı karşıya gelen iki tenisçinin bugünü ile geçmişini karşılaştırdığımızda gördüğümüz şey işte bunu kanıtlar nitelikte.

Djokovic fiziksel kusurlarını geçtim, en ufak bir hata yaptığında zihinsel açıdan çöken, kararsız, istikrarsız ve üst düzey tenisçilerle başabaş mücadelelerde kritik puanlarda genellikle kaybeden taraftı. Yine bir Amerika Açık yarı finalinde Roger Federer'e toslayınca artık dayanamamış ve "Nadal ile Federer'in oynadığı çağda olmak büyük şanssızlık" demişti. Kolay değil zaten o ikisinin yanına sokulup "Bana da yer var mı" demek. O ikili belki de bütün spor tarihinin en büyük rekabetinin parçaları çünkü. Leyla ile Mecnun, Romeo ile Juliet. Siz hiç aşk hikayelerinde üçüncü bir "iyi" ana karakter gördünüz mü? Olsa olsa kötü adam olacaktı Djokovic. Bu yüzdendir ki çoğu kişi tarafından sevilmez.

Nadal'ın psikolojik nedenlerden ötürü bir maçı kaybedeceği hiç aklıma gelmezdi bundan altı ay önce. Karşısındaki kim olursa olsun korttaki iki tenisçiden her zaman daha kararlı, daha işini bilen, daha korkusuz ve daha sakin kalmayı başaran taraftı İspanyol tenisçi.

Bugün ve geçtiğimiz altı ay boyunca gördüğümüz manzara bunun tam tersi. Djokovic mental anlamda eski Nadal gibi oynuyor. Nadal ise diğer tenisçiler karşısında yine zihinsel olarak üstünken Djokovic karşısında kendini kontrol edememeye başladı.


Yine bunları kanıtlar nitelikteydi oyuncuların maç sonrası demeçleri.

Nole sezon sonundaki Davis Cup finalinden sonra korkularından arındığını söylüyor. Yeteneklerinin farkına vardığını ve rakiplerinin karşısında korkmadan dikilebildiğini belirtiyor: "O zaferden sonra hayat doldum, enerji doldum, hemen korta geri dönmek istedim." Fransa Açık'taki Federer mağlubiyeti bile onu etkilemediğine göre çok farklı bir seviyede zihinsel olarak. Belki de Matrix'teki Neo gibi akan yeşil kodlarla görüyordur kortu.

Nadal ise "Bugün oyunumla onu rahatsız edemedim. Benim seviyemin çok üstünde oynuyor. Sağlıklıyken sadece ona yenildim. Muhtemelen mental yönden biraz tehlikedeyim. Bu gibi maçları kazanabilmek için maçın kilit oyunlarında iyi oynamalıyım. Bugün oynayamadım. Indian Wells'te de, Miami'de de olan buydu. Madrid ve Roma'yı saymıyorum çünkü orada benden çok daha iyi oyandı. Kendime güvenip daha agfresif olmalıyım yoksa bir dahaki sefere burada altıncı mağlubiyetini açıklıyor olurum" şeklinde konuştu. Çok güzel özetlemiş üzerine yorum yapmayacağım. Sadece Indian Wells'ten sonra Djokovic'in artık Nadal'ı psikolojik olarak etkilediğini söylediğimi hatırlatacağım. Hatırlattım.

Maçın teknik analizine pek girmek istemiyorum. Özet geçecek olursam Nadal inanılmaz bir servis performansıyla başlamasına rağmen ilk setin sonunda servis kırdırdı. Bu noktadan sonra yukarıda bahsettiği şey gerçekleşti. Djokovic'in onu dört kez yendiği anlar gözünün önüne geldi. İkinci setteki çöküş buna yorulabilir. Üçüncü sette hem Djokovic "Artık oldu" dedi, hem de bir şampiyonun kalbini taşıyan Nadal savaşmadan bırakmayacaktı. Nadal bu seti alınca Djokovic silkindi. Ancak Nadal artık daha iyiydi. Biraz da olsa güven gelmişti. Yine de Nole'yi yenecek kadar yükseltemedi performansını bugün.

Artık resmiyet kazanmıştır umarım. Bu çocuk 2008'de Nadal ve Federer'in Grand Slam kazanmacacılık oyununu bozdu. Dikkate alınmadı. İki numaraya yükselip ikisinin arasına girdi dikkate alınmadı. Şimdi yedi yıl aradan sonra 1 numarada Federer ya da Nadal yok. Onu da Djokovic bozdu. E bu da mı gol değil artık? Sabırla bekleyip üç yıl üst üste 3 numaralı adam olmanın ödülünü bu yaz aldı. Tebrikler aslan parçası... Yazımı ünlü bir Amerikan deyişi ile bitirmek istiyorum. Haters gonna hate!

Read more...

2 Temmuz 2011 Cumartesi

murray'nin şaşırtamaması şaşırtmadı


Adrenalin konsantrasyonu yavaş yavaş dağıldığında, beyne çekilen koruyucu perde ortadan kalktığında ve düşünme-sorgulama eylemi işin içine karışınca, içinde bulunduğunuz durumun azameti ve ciddiyeti karşısında duyduğunuz şaşkınlık sizi oraya gömecektir.

Daha değişik bir benzetme ile, anestezi altında bir açık kalp ameliyatına giren hastamız Andy Murray ameliyatın ortasında bir anda ayılınca tüm planlar alt üst oldu. Bunu tetikleyen şey ise yine Murray'nin basit hatalarıydı.

Burada 19 maçtır kazanan, son şampiyon, dünya 1 numarası (en azından şimdilik kağıt üstünde), 10 Grand Slam sahibi Rafa Nadal karşısında, onunla başa baş mücadele ederek başladı Murray. Normal bir Grand Slam olsa bunda bir sorun yok. Ancak burası Wimbledon. Alayına gitmese de alay ediyorlar. Basın onunla dalga geçiyor, Britanyalılar seviyor ama severken öldürüyor, annesi dominant, bütün bunlar birleşince Londra'nın yeşil kortları ona evi olmaktan çok uzakta.

Murray bu yüzden Amerika'da ve Avustralya'da final görebiliyor. Murray bu yüzden Londra dışında büyük adamlarla büyük bir adammış gibi oynayabiliyor. Ama iş evinin arka bahçesine geldiğinde beklentiler onun en büyük katili oluyor.


İlk seti servis kırarak kazanmasının etkisi gözünün önüne çektiği perdenin aralanması oldu. Perdeyi açan ise ikinci setin üçüncü oyunundaki hatasıydı. 15-30 öndeyken boş korta kaçırdığı vuruş onu hem servis kırmaktan hem de sallantıdaki kendine güveninden etti. Bundan sonra arka arkaya çok basit hatalar gelince bir sonraki oyunda Nadal'a da servis kırmak düştü. Nadal aptal değil tabii ki. Oyununu yükseltti o da, Murray'nin üzerine gitti. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. İskoç'un arada direnme emaresi göstermesi ise avcısının altında debelenen bir geyiğin beyhude çabalarından başka bir şey olamadı.

İspanyol raket maçtan sonra Murray'nin ilk sette ve ikinci setin başında mükemmele yakın oynadığını bu yüzden atak yapmak için "uygun zamanı beklediğini" söyledi. O uygun zaman işte yukarıdaki 4-5 puanlık süreçti.

Nadal burada üst üste beşinci finaline ulaştı. Üst üste üçüncü şampiyonluğunu arıyor. Onu 1 numaradan indiren adam ile oynayacak olması bu maçın bir başka güzelliği. Murray ise kaybettiği dördüncü yarı finalden sonra artık resmi olarak Henman'ın bir tık üstüdür. Bu kadar yetenekli bir çocuğun psikolojik etmenler yüzünden bir başarı elde edemeden düşmemesi gerekir.

Read more...

krallar ölmez şekil değiştirir


Federer ve Nadal'ın Grand Slam toparlama serisine 2008 başında son veren Djokovic, 2004'ten bu yana bir numarayı paylaşa paylaşa ilerleyen aynı ikilinin bu serisine de son veren isim oldu. Burayı daha bir sürü sevinç nidası, diğer tenisçileri küçümseyen kelimeler ile doldurmam lazım. Bunu bekliyorsunuzdur. Ne de olsa taraflı blogum, Noleseverim. Ama benim bu agresif ve arı kovanına çomak sokan tarzdaki desteğim, hedef gerçekleşene kadar sürer genelde. Şu an azınlık olmanın ve güce tapmamanın keyfini çıkartacağım izninizle. Kimseyle tartışmaya da girecek halim yok. Zafer sarhoşuyum. Ha ama baktım Djokovic yıl 2013 olmuş hâlâ bir numarada o zaman "Hop arkadaş" der onu da karşıma almasını bilirim. Dominasyon sevmiyorum.

Dört yıldır ellerimle büyüttüğüm çocuk dünya 1 numarası oldu. Yıllar önce kendisini oynarken hayal ettiği finalde oynama hakkı kazandı. Ailesi çirkinmiş. Yemişim ailesini. Sadece ailesinin mallıkları yüzünden sevmiyorsanız çocuğu bir sorun var demektir. Zira kendisi en az Djokovic olan Djokovic.

Ha bu arada. KRAL ÖLDÜ YAŞASIN YENİ KRAL! (troll olmak ne güzel ah ne güzel) Khal Djorogo! (speşıl tenks to Hande)

Read more...

28 Haziran 2011 Salı

wimbledon 11: kadınlarda gençlik aşısı

Yıllardır desteklediğim tenisçiler yenilir ve beni bir hüzün kaplardı Grand Slam’lerde. Özellikle ikinci hafta tutunacak dalım ya hiç kalmaz ya da bir kişiye bağlardım umutlarımı. Bilen bilir Wimbledon ile Roland Garros arasında bir tercih yapacaksam RG kilometrelerce öndedir benim için. Ancak bu seneki Wimbledon yağmuruna çamuruna rağmen özellikle kadınlardaki sonuçları ile yeşil slam’e sempati beslememe neden olabilir.


Hangisinden başlayayım ki... Ya da isim isim bakmadan önce genel bir görünüme bakayım. Roland Garros’taki dinozor tenisçiler düşünüldüğünde Wimbledon gençlik aşısı gibi geliyor.

Domi 22, Masha 24, Lisicki 21, Bartoli 26, Paszek 20, Azarenka 21, Kvitova 21, Pironkova 23 yaşındalar. Ortalama ise 22.3! Müthiş bir şey bu.


Geçen yıl iki tane sürpriz yarı finalist çıkartan turnuvada bu yılki çeyrek finalistler daha da sürpriz. Örneğin Tamira Paszek. Dört senedir takip ediyorum kendisini. Bir başarısını gördüysem namerdim. İlk izlediğimde etkilemişti hatta sözlüğe baktım nasıl bir gazla yazdıysam geleceğin Henin’i falan demişim. Sonrasında çok büyük düşüş yaşadı. 17 yaşında ilk çıkışında Wimbledon ve Amerika Açık’ta dördüncü tur gördükten sonra katıldığı sadece iki slam’de ikinci tur görebildi.

Ama bu yıl şansının da yardımıyla youna sadece bir seribaşı çıktı o da çıkabilecek en iyilerinden biriydi. Çeyrek finalistlerin en genci ve açık arayla en zayıfı (kilo olarak değil tabii ki). Rakibi Azarenka oldu. Belaruslu dört numaralı seribaşı şimdiye kadar turnuvanın en rahatlarından biri.

Serena Williams, Venus Williams ve Caroline Wozniacki’nin aynı gün elenmesi tenis dünyasını etkilemiştrir mutlaka. Kıyamet alameti değil bu. Turnuva öncesinden tahmin edilebilir sonuçlardı bunlar. Zaten Wozniacki’nin Grand Slam kazanacağına inanan var mı aramızda? Görges ve Jarka’lı dilimden çeyrek finale çıkabilmesi mucize gibiydi. Ama o ikisinin de elendiği turnuvada Dominika Cibulkova tarafından turnuva dışına itildi.


Domi’yi de çok severim. Daha önceden de izliyordum kendisini ama Domi deyince aklıma ilk olarak 2009 Fransa Açık’ta Sharapova karşısındaki maçı geliyor. Zaten favori zemini toprak. 1.60 boyuyla ve o bacaklarla en fazla halterci olur dersiniz. Bir halterci öyle forehand vuramaz a dostlar. Wozniacki karşısında ilk seti 6-1 kaybettikten sonra çok zorlu ve psikolojik gerilim şeklinde geçen müsabakada sağ çıktı. Bu yılın başında Sydney’de Caro’yu yenmiş, Avustralya Açık’ta yenilmişti.

Çeyrek finalde Masha ile oynayacak ki az önceki Fransa Açık çeyrek finali düşünüldüğünde Maria’nın motivasyonu daha farklı olacak. Sharapova ters bir tenisçi olan Shuai Peng’u çok zorlanmadan geçti dördüncü turda.

Gelelim biri bir yıl diğeri yarım yıl tenis dışı kalan Williams kardeşlere. Serena’nın final falan göremeyeceğini düşünüyordum. Tamam WTA, tamam “Where ridiculous happens” ama 2009’dan daha iyi durumda bence şu an WTA. Kim Clijsters döndüğünde düşünün ki Caroline Wozniacki finale, Yanina Wickmayer yarı finale çıkabiliyordu. Ayrıca şöyle bir şey var Clijsters sakatlıktan dönmemişti. Ara vermişti ve döneceğini Şubat-Mart gibi açıklamıştı. Yani hazırlanacak altı ayı vardı önünde. Serena ise antrenmanlara Nisan’da başlayıp, Haziran’daki turnuvaya katıldı. Daha dişli rakiplerin olduğu dönemde dördüncü turu görmesi bile başarıdır gözümde. Ha yenen Paszek olsaydı şaşırırdım. Ama Bartoli.


Fransız tenisçi Eastbourne’ü kazandı bir hafta önce ve çimde yapabildiklerini biliyoruz. (Bkz: 2007) Bu turnuvada saçma sapan maçlar oynadı. İki müsabakayı önce zora soktu, sonra dalga geçer gibi kazandı. Serena karşısında da maç için servis atarken ABD’linin insanüstü direnişine karşı koyamadı. Ama çok zor da olsa maçı galibiyetle noktaladı.

Venus’ün durumu Serena’ya göre daha hafifiti. Avustralya Açık’ta sakatlanmıştı ve kardeşininki kadar hayati durumları falan yoktu. Talihsizliği geçen yıl yarı final oynayan ve oraya ulaşırken yine kendisini eleyen Tsvetana Pironkova ile eşleşmesi ve 30’a gelen yaşıydı.

Bulgar tenisçi geçen seneki maçın videosunu mutlaka izlemiştir dünkü karşılaşmadan önce. Hatırlaması da uzun sürmemiştir ne yaptığını. Hatta o kadar ezberlemiş ki ödevini, aynı skorla mağlup etmeyi başardı beş kez Wimbledon şampiyonunu.

Pironkova geçen yılın diğer yarı finalisti Petra Kvitova ile oynayacak. Blogu takip edenler Çek tenisçi hakkındaki düşüncelerimi bilir. Abartıldığını ve neden bu kadar övüldüğünü anlamadım bu kızın. Ama o, dört maçta sadece 15 oyun vererek çeyrek finale yükseldi. Caro’nun bile nasıl 1 numarada olduğunu, maç kazandığını çözebildim ama Kvitova’yı çözemedim.

En güzeli en sona sakladım. Wildcard’ın hakkını vermek herkese nasip olmaz. Zira turnuva yönetimleri saçma sapan dağıtır bunları. Ivanisevic’ten sonra Wimbledon’ın verdiği en anlamlı ve isabetli wildcard Sabine Lisicki’nin. Bambam turnuvanın gıcık ismi (Radwanska ve Ivanovic’i elediği için) Cetkovska’yı eleyerek son sekiz raket arasına kaldı. Bartoli ile oynayacak ki gelebilecek en zor isim çıktı kendisine.

Yarı finale çıkmasını istediğim isimler şöyle:

Sharapova - Lisicki
Azarenka - Pironkova

Read more...

24 Haziran 2011 Cuma

gün sonu: wimbledon 11 - gün 4

Vay be ne gündü ama. Geri dönüşler, hırs, azim ve tutku... Tenisi neden seviyorsak hepsi vardı bugün.

Uzun zaman sonra ilk defa çocuklar gibi havalara uçtuğum sonuçla başlamak isterim. Lisicki'nin bana yaşattığı heyecanı tarif edemem. Umutsuzca bu kızın başarılı olmasını istiyorum bir süredir. 2-3 sene önce topa nasıl vurduğunu ilk gördüğümden beri kazanmasını istiyorum.


Fakat hem benim istemem hem de Alman olmasından ötürü talihsizlikler yakasını bırakmadı. Haas gibi, Anna-Lena gibi sakatlıklarla boğuştu. Uzun aralar verdi. İki yıl önce Wimbledon'da Wozniacki'yi yenerek çıktığı çeyrek final hafızalarda. Çim zemin oyununa uyuyor. Hayır servis-voleci değil. Voleye gerek kalmıyor çünkü iyi günündeyse. Lakabı da boşuna Bambam değil. Çakıl korksun.

Bugün daha iki hafta önce Grand Slam şampiyonu olmuş ve hali hazırda çim zeminde iyi olan Li Na karşısında 2008 Avrupa Şampiyonası'ndaki Türkiye gibiydi. Bu benzetmeyi yapmamda sorun olmaz. 119'da gol yiyip, 120'de hapisaneden çıkış kartını bulan Türkiye gibi iki kez bitti denilen maçı çevirdi Alman tenisçi. Ki Sabine'nin birçok maçını izleyen biri olarak Li ilk kez maç için servis atarken maçı kafamda bitirmiştim.

Hesaba katmadığım şey Lisicki'nin sakatlığının bulunmadığı ve zeminin çim olduğuydu. Bambam 2009 Wimbledon'dan bu yana hiç maç kaybetmedi yeşil zeminde.  Geçen hafta Birmingham'ı kazanmıştı ve bu sayede wildcard almıştı.


Bu sefer şansı da yaver gidiyor. Normalde üçüncü turda Zheng Jie, dördüncü turda Ana-Aga maçının galibi gelecekti karşısına. Burada yarı final görmüş olan Zheng 19'luk Misaki Doi'ye mağlup oldu. Üçüncü turda Lisicki Doi ile karşılaşacak. Daha da önemlisi Radwanska ellerindeki maçı Petra Cetsovksa'ya sundu. Çek tenisçi üçüncü turda Ana ile oynayacak. Ivanovic'in Roland Garros'ta şampiyon olduğu yıl yanılmıyorsam dördüncü turda karşılaşmışlardı ve Ana 6-0/6-0 ile son sekize kalmıştı. Lisicki-Ana maçında kesinlikle Lisicki'yi tutarım Wimbledon özelinde.

Bugünün bir diğer geri dönüşü ise Serena Williams'tan geldi. Genç Rumen Simona Halep karşısında ilk sette yokları oynayan uzun tırnaklı (o tırnaklar nasıl batmıyor, nasıl rahatsız etmiyor anlamıyorum) tenisçi, sonradan bir açıldı pir açıldı. Hırs böyle bir şey. İlk sette 5-2 öndeyken Halep sağlık molası aldı ama sonuca değil skora etki etmiştir ancak. Sağlıklı olsaydı belki diğer setler 6-4/7-5 bitecekti ama Serena kazanacaktı.

Maçtan sonra yine bikbiklenmiş hanfendi. "Neden 2 nolu korttayız ailecek anlamadık" demiş. "Bir daha merkez kort dışında oynarsam bu topu gırtlağınızdan içeri sokarım" demiş. (Bunu demedi tabii şimdi inananlar olur) Kesin zencisiniz diye di mi Serena? Kesin pigmentleriniz farklı diye yapmışlardır. Zira dünya 1 numarası Caroline Wozniacki de aslında zenci, o yüzden iki nolu korta koymuşlar onu da bugün. Yazık ya.

Domi, Makiri, Jarka, Görges, Flavi, Cesca gibi isimler teklemedi. Günün kadınlarda beni üzen tek sonucu Pavlyuchenkova'nın elenmesi oldu. O cüsseyle çim zor zaten. Bizimki de bi umuttu. Yağmur nedeniyle sarkan program neticesinde merakla beklediğim Robson-Sharapova maçı ve Wozniacki-Razzano karşılaşması oynanamadı.

Erkeklerde Djokovic ve Federer üzerine henüz konuşmaya gerek yok. İkisi de rahat rahat kazanıyorlar maçlarını. Bugünün olayı merkez kortun açılış maçıydı. Söderling ile Hewitt. 2002 şampiyonu Avustralyalı hâlâ bir şeyler yapabildiğini göstermek için çok çabaladı. Ve hatta gösterdi de. Becker'den bu yana kimsenin yapmaya tenezzül bile etmediği plonjonları file önünde nefis uyguladı bugün eski toprak. Bize 90ların tenisinden parçalar sergiledi. Etkili servisleri ile setlerde 2-0 da öne geçti. Ancak üçüncü seti tie-break'e götürmeye ramak kala Söderling geri dönüş butonuna basmıştı bile.

John Isner'ı başka bir Nicolas ile 18 nolu korta verdiler yine. Almagro ile Isner bir başka epik maça doğru gidiyordu. İlk üç set tie-breaklerle sonuçlandı. 2-1 İspanyol öndeydi. Son  set ise 6-3 Almagro lehine bitince Uzun Isner Efendi maçı kaybetti.

Üç genç Dimitrov, Harrison ve Tomic rakiplerini zorladı. Dimitrov Tsonga'ya mağlup oldu. Harrison, Ferrer karşısında önde maç karanlık nedeniyle ertelendi. Tomic de Andreev karşısında direniyor maç ertelendi.

Troicki, Rendy Lu'dan set alamadan gümledi. 13'ün uğursuzluğu diyelim. Üzerinde düşünmeye gerek yok. Sıkıldım yazmaktan yeter bu kadar. Hadi.

Read more...

23 Haziran 2011 Perşembe

gün sonu: wimbledon 11 - gün 3

Uzun, uzun bir zaman önce... Uzak bir galakside Kimiko Date dünya dört numarası. Genç ve dinamik. Sonra bir anda tenisi bırakıyor. 12 yıl boyunca izlemek zorunda kalıyor ve yakın bir geçmişte dönüp biraz kıç tekmelemek istiyor. 38 yaşında döndüğü turda bırak maç kazanmayı, şampiyonluk yaşıyor. Ve bugün 40 yaşında çıktığı kortta, 20liklere taş çıkartırcasına oynadı.

Rakibi Venus de genç değil, 31 yaşında. Ayşe ve annesinin yaşları toplamı 71'dir. Anne korttaki her topa yetiştiğine göre Ayşe'nin yaşı kaçtır? İki deneyimli kurt bize beklenmedik derecede güzel bir maç izlettiler bugün. Eski ekol yani yabancıların tabiri ile "old-school" tenisin, 90ların tenisinin nasıl göze hoş geldiğini sergilediler. İkisi de belli bölümlerde çok iyi oynadı. Maçın başında Japon tenisçi her yerdeydi. 5-1'i yakaladıktan sonra Venus dirildi. Tie-break'te Date-Krumm kazandı. Karar setinde ise baştaki karşılıklı servis kırmalardan sonra nefis bir heyecana sahne oldu ve 3 saatlik mücadeleden 8-6'lık son set ile Venus galip geldi. Kimiko Date-Krumm ise kattığı hava ile 20 yıl sonra bile hatırlanacak.

Bugünkü diğer ikinci tur maçlarında seribaşılar sorun yaşamadı. Zvonareva, Azarenka, Kvitova, Hantuchova, Vinci ve Pironkova üçüncü tura yükseldi. Yağmur nedeniyle oynanamayan ilk tur maçları da tamamlandı. Şok edici bir sonuç yok. Radwanska çift bagele giderken rakibi Govortsova'nın sol ayak bileğindeki sakatlık nedeniyle çekilmesiyle 9-0 ile ikinci tura yükseldi. Görges ve Jarka rahat kazanırlarken, Domi ve Flavi üç setlik zorlu maçlardan sonra bir üst tura yükseldiler. Elenen tek seribaşı ise Mattek-Sands oldu. Misaki Doi'ye mağlup oldu ilginç ABD'li.

Britanyalıların yine döküldüğü turnuvada Laura Robson'ın Angelique Kerber'i bir set geriden gelip mağlup etmesi elit ırkın yüzünü güldürürken, Lisicki'nin parkta gezer gibi tur atlaması da benim yüzümü güldürdü. İkimizin de sevinci kursakta kalabilir zira Robson Sharapova, Lisicki de Li Na ile eşleşti.

Erkeklerde Nadal, Murray, Berdych ve Roddick "Buraların büyüğü biziz" dercesine rahat kazandılar maçlarını. Diğer seribaşılar Gasquet ve Fish de üçer sette gülerken, Monfils tipik bir setini verdi yine Zemlja'ya.

Pussycat Wawrinka, Simone Bolelli'ye yenilerek çağ atladı. Normalde herkese aslan kesilen, beş sette ölümüne kazanan ancak Federer'i gördü mü "Al beey al maç senin olsun" diyen Stan bu sefer güldürmedi. Zaten Federer ile ancak finale çıkarsa karşılaşacaktı. Finale de çıkamayacağına göre bu turnuvada kendine misyon bulamadı ve bıraktı bence.

Bir zamanların aslan parçası Fernando Verdasco da kedigillerin uysallarına katılmış durumda. Robin Haase'ye beş sette mağlup olan 24 nolu seribaşı turnuvaya veda etti. O boy ve müthiş servislere rağmen Wimbledon'da üst tur göremeyen Ivo Karlovic yine Ivo Karlovicliğini gösterdi ve Kubot'tan set alamadan elendi.

Read more...

21 Haziran 2011 Salı

murray'nin raket çantası

Murray'nin raket sponsoru Head, Facebook'tan bir kampanya yapmış ve Murray hayranlarından Britanyalı'yı gaza getirecek cümleler, öbekler almışlar. Daha sonra bunları Murray'nin raket çantasına yazmışlar. Kimi "Tarih yaz" diyor, kimi "Onlara çimleri öptür" diyor.

Murray ise bugün kazandığı maçtan sonra şimdi değil ama gelecek için bir ilham kaynağı olabileceğini söyledi. Neticede reklam kampanyası işte büyütmemek lazım.

Read more...

foto geçidi: bu sabah yağmur var londra'da












(Foto: Getty via Daylife)

Read more...

gün sonu: wimbledon 11 - gün 1

Bugün Nadal son zamanlardaki Nadal, Murray ise her zamanki Murray gibiydi. İspanyol yine tutuk başladığı maçta servisini kırdırarak 4-2 geriye düşse de sanki bunu bekliyormuşçasına yaptığı patlama ile maçı rahat kazandı. Ev sahibi Murray ise iki farklı maç oynadı. Rakibi dolayısıyla oldu bu tabii. Gimeno-Traver ki kendisine Travis diyelim ilk seti çat diye alınca homurtular çatısı kapatılmış merkez kortta duyulur hale gelmeye başlamıştı. İkinci sette 3-3'ten sonra ise tam 15 oyun arka arkaya kazanan bir Murray (Bill Murray mi? Hayır bir Murray) izledik. He-man o Travis'in sakatlığı bir daha oyun alamamasına neden oldu.

Çatısı kapalı demiştik merkez kort için. Zira yağmur vardı daha ilk günden. Çatının kullanıma açıldığı ilk yıl olan 2009'da yağmur biraz yabancılık çekmiş olacak ki ikinci haftaya kadar düşmemişti. Yavaş yavaş o çekingenliği atmış üzerinden. Neyse efenim bu yağnur yüzünden programın yarısı sarktı. Tamamlanabilen müsabakalara bakalım biraz.

Büyük servisçi Milos Raonic deneyimli rakibi Marc Gicquel'e (artık Çağla Şıkel esprisi yapmayacağım) set vermeden galip geldi ve Nadal ile karşılaşmasına bir adım kaldı. Rakibi Gilles Müller olacak ki bu da garip bir adam. Lüksemburg gibi "mahalle maçlarından önce adam alma aşamasında adımlaşırken bir bakmışınız sınırı geçtiniz" şeklindeki bir ülkeden çıkan bu abi elemelerden gelip Amerikalarda Açıklarda çeyrek final oynamıştı.

Fransa'nın ve ABD'nin 1 numaraları La Monf ve Mardy Fish set vermeden tur atladılar. Son finalist Berdych de sadece beş oyun bırakarak ikinci tura çıktı. Wawrinka bir İtalyan'ı eleyip bir diğerini karşısında bulurken, öpücükten kokain kapan Gaske de Giraldo'ya set bırakmadı. Şimdilik elenen tek seribaşı isim Thomaz Bellucci. Kocasından ayrıldığının kırkı çıkmamış Jarka'mızın feci şekilde yazdığı Brezilyalı, 35000 yaşındaki Rainer Schüttler'den set alamadı. Alman tenisçi 2008'de yarı final oynamış ve Federer'e yenilmişti.

Erkeklerde 10 maç yarım kaldı. Kimisi ilk sette kimisi üçüncü sette... Andy Roddick'in aralarında bulunduğu üç maç da hiç başlamayadı.

Kadınlarda Venus Williams zorlanmadan ikinci tura yükseldi. Bakın Venus'tü bugün korta çıkan. Serena değil. Bu Venus, büyük ve daha zayıf olanı. Serena öbürüsü, o, ayağını kesen var ya o Serena işte. Daha şımarık falan hani böyle. Hah sizin iyiliğiniz için diyorum ben bir daha karıştırmayın diye. "Amaaan zenci işte yaz" olmasın diye. Tamam mı kuzucuklarım. Hadi şimdi aldığınız parayı hak edin biraz.

Günün ilk kazananı ise artık allahkorusun ruhunu kortta teslim edecek ola Kimiko Teyze'den geldi. Öyle böyle değil 17 dakikada ilk seti 6-0 ile kazandı. Ev sahibi raket Katie O'Brien sadece dursa kortta bu kadar kısa sürmezdi herhalde set. İkinci turda Venus ile oynayacak Kimiko. Enteresan işler.

Son finalist Vera da Alison Riske karşısında her zamanki saçmalayışlarından birini yaptıktan sonra "Şakkaaaa" deyip maçı kazandı.

Günün benim adıma en üzen sonucu Jelena Dokic'in yenilmesiydi. 6 nolu seribaşı Cesca ile karşılaştı. İlk iki set paylaşıldı. Üçüncü setin başında yağmur başladı. Kortun kapanmasını bekledik. Yankılanan raket sesleri eşiliğinde 4-3'e kadar servis kırılmazken sekizinci oyunda Dokic servisini kırdırdı. Maç için servis atan Schiavone tam dört servis kırma puanı çevirdikten sonra bulduğu ikinci maç puanını değerlendirdi. Bana yine esmer günler düştü. Piiiii.

Üç seribaşı sizlere ömür. Shahahahahahar Peer, Ekaterina Makarova ve Kaia Kanepi turnuvaya veda ettiler. En şaşırtanı Makarova oldu. İyi bir çimcidir. McHale'ye yenildi 8-6 biten son set ile.

İlk günde aklımda kalanlar böyle.

Read more...

13 Haziran 2011 Pazartesi

wimbledon 11: marsel bebelerin arasında


Marsel'in Wimbledon ana tablo yolculuğu başlıyor. İlk turdaki rakip Jerzy Janowicz. 20 yaşındaki Polonyalı dünya sıralamasında 156. basamakta. Fransa Açık'ta ilk eleme turunda Gremelmayr'e elendi. Aussie Açık'ta ise eleme ikinci turu gördü. Marsel'in ilk ana tablo gördüğü Amerika Açık 2009'da henüz 18 yaşındayken ana tablonun kıyısından döndü üçüncü ön eleme turunda elenerek. Ayrıca 2008'de Roland Garros gençler finali oynamışlığı var.

İkinci turda iki Britanyalı var. Golding eski bir aktör. 17 yaşında olması "eski" olmasına engel değil. Evet 17 yaşındaki bebe çocukken aktörlük yapmış sonra tenise sarmış.Geçen yıl Wimbledon gençlerde yarı finali var. Joshua Milton ise 21 yaşında ve dünya 316 numarası.

Marsel'in son rakibi ise Alex Kuznetsov olabilir. Onu turlar ilerledikçe yazarız.

Janowicz karşısındaki ilk tur maçı bugün 10 no'lu korttaki üçüncü maç. Saat 17 civarı başlar diye düşünüyorum.

Read more...
yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP