avustralya açık 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avustralya açık 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2011 Pazar

foto: ve sonra hüzün de vardı...






(Foto: Reuters / Getty / AP)

Read more...

avustralya açık 2011: en sonunda gelen gün

 
Üç yıldır beklediğim gün bugündü. Djokovic grand slam kazandığında kendimden geçeceğimi sanardım. Olmadı. En az Djokovic'in kendisi kadar ne yapacağımı bilemedim. Sevindim ama dışa vuramadım. Gayet doğalmış gibi, izlediğim 45. Grand Slam'ini kazanan Federer'miş gibi öyle "Ehehehehe, oleeey" falan dedim. Üç yıllık bekleyiş benim de psikolojimi bozdu.

Ama bugün öyle bir Nole vardı ki...

Novak ilk sette kontrolü ele aldıktan sonra karşılaşmanın sonuna kadar "Patron benim" dedi. Murray yine bir Grand Slam finalinde yine pasif olan taraftı. Yine umudunu erken yitiren, yine çözüm üretemeyen taraftı.

Bana sorarsanız şunu açıkça söylerim: Murray, Djokovic'ten daha yetenekli. Doğal yetenekten bahsediyorum. Hatta "Oha" diyeceksiniz ama Britanyalı bence Nadal'dan da daha yetenekli. Ama sorun bu yeteneği geliştirememesi ve tabir yerinde ise convert edememesi.

Evet tıpkı servis kırma puanı gibi düşünün. Bir maçta atıyorum 26 kez servis kırma puanı yakalamanız demek karşıdaki tenisçi ile başa baş oynadığınızı ve hatta oyunun bazı bölümlerinde daha iyi olabildiğinizi gösterir. Ancak bu 26 şansın hiçbirini değerlendiremezseniz maçı kazanamazsınız. Kritik anlarda kontrolü elinize almanız lazım.


Nole ve Andy aynı yaştalar, 10 seneye yakın bir beraberlikleri var. Aynı yollardan geçtiler. Aynı iki bölüm sonu canavarı ile mücadele ettiler. İlk çıkışları ile şimdikini kıyaslarsak Sırp tenisçideki ve oyunundaki yükselişi fark etmemek imkansız. Kişilik ve karakterden tutun da vurduğu forehand'e kadar her yönüyle ilerledi, gelişti. Federer ve Nadal denilen bölüm sonu canavarları karşısında yeri geldi ümitsizliğe kapıldı ama çalışmaktan vazgeçmedi.

Asla "Tenise olan aşkım bitti" demedi.


Bugün maçta gördüğüm Djokovic, daha doğrusu son altı aydır gördüğüm Djokovic, beni umutlandırıyor. O istek neredeyse gözlerinden ışın olup çıkacaktı. Federer maçında da böyleydi. Ve Dodig karşısında saçma sapan o seti kaybetmeseydi şimdi set kaybetmeden şampiyon olmuş olacaktı.

Üç yıl aradan sonra "One Slam Wonder" kulübünden mezun olan, bir başka deyişle kaydını aldıran Nole, artık büyükler arasında. Önündeki tek engel kendisi. Klişe ama gerçek. Zira Davis Cup'tan geldi. Dinlenemedi. Zaten nazik bir vücudu var, her şeye tepki veriyor. Sezon sonuna doğruyu bırakın baharda bir patlarsa yandık.

Sonuçta Federer'i de yenerek elde edilmiş bir Grand Slam şampiyonluğundan daha fazla zevk veren başka bir şey varsa o da bunu Djokovic'in başarmasıdır.


AJDE!

Maçın teknik, taktik, gidişat vs.. merak ediyorsanız şöyle alayım...

Read more...

29 Ocak 2011 Cumartesi

kim şampiyon ama jada nerede laaaaaaaan!

Doğan Haber Ajansı tarafından fütursuzca ÇALINAN özet ve yorumum burada.


Maçın ilk setinden çok zevk aldım. Baseline rallilerini severim ilginç bir şekilde. İki taraf da çok iyi yönlendirdi topu. Bir anda çaprazdan paralele geçmeler, hızı düşürüp yükseltmeler. Hani bir baseline oyunundan zevk alınacaksa böyle oynanmalı oyun. Li çok titrek başladı. Heyecanına verdim. Sonra toparladı ve seti aldı zaten.

Clijsters paniklemedi Sydney'deki gibi. Belki de Sydney'deki o mağlubiyet bir şekilde işine yaradı burada. Oradan aldığı dersleri uyguladı ve ikinci sette oyunun hakimiydi. Hatta bundan sonra maçın da hakimiydi. Bir ara servis kırma festivaline döndü oyun normal WTA tarifesi o. En güzel maçlarda bile varsayılan olarak geliyor panik yapmayın. İlk set güzeldi demiştim, diğer setler işte bu yüzden kötüydü çünkü basit hatalar havada uçuştu.


Maçtan sonraki konuşması yine her zamanki gibiydi. Bütün takımına, ailesine teşekkür etti tek tek. En sonunda farklı bir Grand Slam'de de kazandı ve amacına ulaştı.

Li Na için ise söylenecek çok şey var. Geçen sene bayağı yazmıştım hakkında Zheng Jie ile beraber. Çin'in baskıcı antrenman programına postayı koyup kocasıyla çalışmaya başlamasının ardından yükselişe geçmesi falan. Güzel şeyler. Bir de espri yapacağım diye bazen çok saçmalıyor o da olmasa iyi olur.


Bir de ben Jada'nın fiti fiti koşmasını istiyordum kortta. Niye aldınız bu mutluluğu elimizden!!!

Read more...

foto: yıktın perdeyi, eyledin viran





Pennetta çiftler finalinde kötü düşmüş. Sakatlık dahi çıkabilirmiş.

(Foto: Getty / AP)

Read more...

avustralya açık 2011: cennet desen yeri


Çift kadınlarda çok "glamour" bir final vardı. Dulko/Pennetta ile Azarenka/Kirilenko... Nereden baksan cennetin pilot ölçeği...

Dulko/Pennetta çifti sonuna kadar hak ettiler bir Grand Slam şampiyonluğunu. Özellikle geçen seneden beri düzenli olarak beraber oynamaları meyvesini verdi. Geçen yıl dokuz final oynayıp yedisini kazanmışlardı ki bunlardan birisi de Sezon Sonu Turnuvası'ydı.


İlk seti kaybeden ikili, ikinci sette de 4-1 geriye düştükten sonra bir küllerinden doğuş gerçekleşti ve maçı kazandılar. Hak ettiler. Ama Kirilenko üzülmeyeydi keşke.

Böyle çiftlerin varlığı çiftler tenisini bana sevdirebilir.

Read more...

26 Ocak 2011 Çarşamba

avustralya açık 2011: yes you can!


Tam üç yıl önce başardın. 

Daha dört ay önce başardın.

Mangal yürekli dedik. Kara çıkartma çocuk!

Bu sabah.. 10.30.. Eurosport...

Read more...

wozniacki: game face on!


İsmine sıkça rastladığım sıralarda nasıl oyun oynadığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Caroline Wozniacki isminden önce ana tablolarda hiç de görmeye alışkın olmadığım Danimarka bayrağı ile zaten dikkatimi en başta çekmişti.

Sonra maçlar kazanmaya, yükselmeye başladı. Kendisine olan sempatim 2008'in başında yükselişe geçti. Bilenler vardır eurosport.yahoo.com'da bir fantazi tenis ligi vardı. Yedi oyuncu seçerdiniz ve her hafta iki oyuncu değiştirme hakkınız vardı. İlk 10'dan bir, 10-30'dan iki oyuncu diye giderdi seçme haklarınız yanlış hatırlamıyorsam. İşte Wozniacki o sene üçüncü grupta vazgeçilmez tenisçimdi. O maçlar kazandıkça benim puanlar coşuyordu. Sezon sonunda ilk 100'de bitirmiştim yanılmıyorsam. Hatta şurada başlığı var.

Neyse efendim öyle sevdim Wozniacki'yi. Sonra izleye izleye aslında oyunun bir şeye benzemediğini ama nasılsa o topları karşıya geçirdiğini ve puanlar, maçlar kazandığını gördüm. Kortta daima güler yüzlü olması, moralinin bozulmaması kendisine takılan Sunshine lakabını da hak etmesini sağlıyordu. İlk 10'a gireceğini biliyordum ama dünya 1 numarası mı? İşte bunu düşünmüyordum.

Eleştirileri çok iyi göğüslüyor Caro. Safina'nın kaldıramadığı baskıyı iyi sırtlıyor. Medya ile müthiş iyi geçiniyor. Ve en önemlisi kortta yılmıyor. Kötü oynuyor deniliyor kendisi için, yakışmıyor deniliyor. Ama Danimarkalı maçları kazanmayı bir şekilde başarıyor. Nasıl oluyor inanın ben de çözemedim. Ama çeşitli rakiplere karşı, geri de düşse bir maçı kazanabiliyorsa eleştirirken biraz daha dikkat etmek gerekir.


Çeyrek finalde Schiavone karşısında ilk seti kaybettikten sonra geri dönebilmeyi başardı. Schiavone'nin yorgunluğunun tabii ki etkisi büyük burada. Kolay değil. Ama bir set gerideyken ve ikinci sette 3-1 arkadayken, o karşılaşmayı çevirebilecek mental güç ve yetenek varsa -hem de Schiavone gibi iyi tenis oynayan bir sporcu karşısında- bu kız yukarılarda olmayı hak ediyordur.

Medya ile iyi geçiniyor dedim. Bu turnuvada medya mensuplarından bir eleştiri geldi. Maçlardan sonraki basın toplantıları çok sönük geçiyor diye. Bir sonraki basın toplantısında, maçla ilgili kısaca konuştuktan sonra, "Bana istediğinizi sorun" dedi.

Daha sonraki basın toplantısında kafasından bir hikaye uydurdu. Bacağındaki yara bandının ne olduğu sorulduğunda, "Parkta yatan bir kanguru gördüm ve onunla oynamak istedim. O da kaval kemiğimi çizdi. Doktora gittim. Dikiş atılması gerektiğini söyledi. İstemedim" diyerek kısa bir öykü yazdı. Çoğu basın mensubu -ben de dahil- buna inandı. Fakat aynı günün akşamı Twitter'dan "Umarım kanguru hikayem hoşunuza gitmiştir" yazdı.


Bir basın mensubu bu olanlardan sonra kendisine şişme bir kanguru hediye etmiş. Wozniacki, çeyrek final maçının ardından toplantıya bu oyuncak ve bir çift boks eldiveni ile geldi. Eğlenceli bir kız, neşeli bir kız, zevk almaya bakıyor yaptığı işten... Biraz daha saygı duyulması gerek sanki. En azından dünya 1 numarası olmak onun suçu(!) değil. Kızmayın bunun için ona. Hesaplama sistemi öyle.

Bir de şöyle bir soru sorulmuş. Şöyle bir cevap verilmiş:
Q. Speaking of friends of yours, how do you see the future of the Sorana Cirstea, who was your doubles partner?
CAROLINE WOZNIACKI: Well, Sorana is a very good friend of mine. I hadn't seen her for a while when I saw her here. I mean, she's getting in a very good shape.

Unfortunately, she had a small injury in her stomach that was restricting her from serving very well. She has a bright future. She's playing very well and she's on the right track back.

Read more...

25 Ocak 2011 Salı

wawrinka rüştünü ispat edebilirdi


Kolay değil tabii. Teniste koca bir ulusun hatta koskoca dünyanın çıkardığı en büyük ismin yıllarca gölgesinde kalmak. Güneşe direkt maruz kalmadığı için en azından o yüzüne sürdüğü güneş kremine ihtiyacı kalmaz diye düşünebilirsiniz ama Wawrinka’nın bugünkü pısırık tavrını görenler onun burada ilk günden beri oynadığı tenise şaşırabilirler.

Melbourne Park’ta bir hafta boyunca bir cengaver gibi savaşan, Roddick’e karşı aslan misali kükreyen Wawrinka’nın karşısına çıkan isim Federer olunca süt dökmüş kediye dönmesinin altında yatan psikolojik etmenleri sıralamaya benim eğitimim yetmez. Psikoloji okumuş, Freud’un yakıni, Jung’un kankası olan bir arkadaş anlatsa da dinlesek.

25 yaşındaki İsviçreli Pazar günü Roddick’i korttan silip vatandaşı ve ustası Roger Federer ile eşleştiği zaman biz tenisseverler harika bir mücadele beklentisi ile uyuduk geceleri. Peki Wawrinka’nın bizim bu beklentimize karşı kedi canlı bu tavrı oldu mu? Bu kadar munis olmasaydın keşke Stan. Keşke “Ekselansları”na karşı biraz daha sert durabilseydin.

Federer karşılaşmaya çok iyi başladı. O da biliyordu ki maçın başında uzun zamandır tanıdığı arkadaşı, partneri ve öğrencisine karşı baskınlığını hissettirdiğinde sonuca daha rahat ulaşacaktı.

Fakat yenilgiyi sadece dünya iki numarasının mükemmelliğine bağlamamak lazım. Çünkü bu maçta mükemmel değildi. İkinci sette bazı fırsatlar verdi karşı tarafa ancak Wawrinka çoktan hipnotize olmuştu. Işık görmüş tavşan gibiydi... Benzetmelerim tükeniyor sadede geliyorum.


Bugün bir kez daha psikolojisi bir tenisçinin yapabileceklerini engelledi. Zihinsel kırılganlık normalde sakin olan bir adama raket parçalattı, Federer’den daha iyi olan tek el backhand’ini düzgün kullanamamasına neden oldu. Stanislas Wawrinka en formda olduğu dönemde İsviçre’ye kendini ispat etme şansını geri çevirdi.

Federer’i yenmesi gerekirdi demiyorum. Bunun için ayrı bir enerji seviyesinde olmak lazım zaten. Demeye çalıştığım Simon’un yaptığı gibi dişe diş bir mücadele ortaya koyabilirdi. O zaman da rüştünü ispat edebilirdi. Şimdilik kendisi adına kötü oldu ama özel hayatındaki sorunlardan arınmıştı turnuva öncesinde. Bu sene adından çok söz ettirecektir.

Eurosport.com Türkiye'deki blogum için yazmıştım. Burada da bulunsun.

Read more...

23 Ocak 2011 Pazar

gün sonu: avustralya açık 2011 - gün 5-6

 
Dördüncü tur eşleşmeleri belli oldu. Yani son 16 tenisçi. Erkeklerden bunlardan 13’ü seribaşı. Biri elemelerden gelen. İlk 16 seribaşıdan da dördü elendi. 16-32 arası tek sağ kalan Wawrinka oldu.

Bazı dikkat çeken üçüncü tur maçlarına bakacak olursak...

Rafael Nadal’ı beklediğimden daha fazla zorladı Tomic. Çocuk iyi tamam. Boyunun avantajını iyi kullanıyor. İyi servis atıyor. Tekniklerinde biraz problem var. Problem demeyelim de değişik. Backhandde kütük gibi duruyor, hiç esneme yok. Forhandde ise open stance’de affetmiyor. Çoğu tenisçi tercih etmez bu vuruşu. Big hitterlar vurur genelde. Tutuşu western’e yakın olanlar. İkinci sette özellikle 4-0 öne geçince aklıma Lacko maçı gelmedi değil. Fakat oyununda azıcık bir düzenleme ile bunun üstesinden geldi Nadal. Tomic ise beklentiler aştı. Bu sene sonuna doğru artık turnuvalar için wildcard beklemek zorunda kalmayacak duruma gelebilir.

İki uzunu karşılaştıran mücadelede Isner yenildi. Isner’ın maçları seyir zevki açısından hiçbir şey vaat etmiyor bana. Hele o yarım saatten sonra zor solumaya başlaması, ağır çekim hareket etmesi beni ekran başında yoruyor. Cilic de uzun, Nadal da terliyor ama hiçbiri bu kadar zorluk çekmiyor.


Raonic büyük sürpriz. Kimse beklemiyordu. En azından okuduğum kişiler. Kanada’da yakından takip edenler mutlaka görmüştür bir şeyler. 20 yaşındaki bu kıvırcık müthiş servis kullanıyor. Oyununu tam izleyemedim, bir şey söyleyemem o yüzden. Bir Karlovic mi değil mi yarın akşam iyice bir izleyip yorumlamak lazım. Steve Tignor, “Sampras’ı gördüm” demiş. Bakacağız.

Kuznetsova’nın kayıp ikizi Alexandr Dolgopolov da büyük bir sürprize imza attı. Bugüne kadar hiç beş setlik maç kaybetmemiş Tsonga’yı 2-1 geriden gelerek beş sette yendi. Hem de son iki set 6-1/6-1.

Tablonun alt tarafı beklendiği gibiydi. İki tane de sakatlık var. Troicki, Nole’nin işini kolaylaştırdı. Baghdatis de bugün serçe parmağını sakatlayarak çekildi maçtan. Melzer ilk 10’da.

Kadınlarda dört seribaşı olmayan var son 16’da. Seribaşılardan dördü ilk 16 dışından. Hiç elemelerden gelen ya da wildcard yok.

Wozniacki ne yaptı etti yendi Cibulkova’yı. Bartoli ve Wickmayer’in elenmelerinin ardından kolaylaşan tablosunda rakibi Sevastova. Geçen yıl patlama yapacak dediğim ancak bir şey yapamayan bu kızın, hiç beklemiyorken son 16 görmesi de nazarlı gözlerimi üzerinden çevirmemle açıklanabilir.

Kuznetsova hayatının tenisini oynayarak yendi Henin’i. Geçen sene final gören Belçikalı da üçüncü turda veda ederek puan kaybetti. Siz de Henin mental yönden daha zayıf olduğunu düşünüyor musunuz?


Son 16’da sürpriz sayabileceğim iki isim var: Iveta Benesova ve Ekaterina Makaraova. Benesova iki Rus’u devirerek geldi. Kirilenko ve Pavlyuchenkova. Kalbimi kıran bir tenisçi olduğu kesin. Rakibi yine Rus. Zvonareva. Makarova ise ilk turdan beni hayata küstürmüştü Ivanovic’i eleyerek.
Kadınlar tablosu artık benim için çekici değil. Sadece Sharapova kaldı desteklediğim. O da bu akşam Petkovic ile oynuyor. Elenmesi an meselesi yani.

Read more...

20 Ocak 2011 Perşembe

gün sonu: avustralya açık 2011 - gün 4


Yazmaya mecalim kalmadığı için Eurosport.com Türkiye'ye yazdığım günün "en"leri ile dördüncü günü ve bu bahsi kapatalım kuzum:

Günün performansı (Bernard Tomic): Potansiyelli ama sorunlu genç Avustralyalı yaptıklarından ötürü az kalsın wildcard alamayacaktı. Avustralya Açık’a ana tablodan katılabilmek için girmesi gereken turnuvaya hastalığını sebep göstererek girmeyen ancak ertesi gün antrenmanda görülen Tomic, Tennis Australia’yı kızdırmıştı. Geçen hafta Sydney’de düzenlenen turnuvaya elemelerden katılan genç raket, üç turu da geçince yöneticilerin gözüne girmiş ve özel davetiye almaya hak kazanmıştı.

Ancak turnuvada beklentilerin üzerine çıktı. İlk turda deneyimli Fransız Jeremy Chardy’e set vermeyen Tomic, bugün 31 numaralı seribaşı Feliciano Lopez’i de üç sette geçti ve kariyerinde ilk kez grand slam üçüncü turu gördü. Üçüncü turdaki rakibi Rafael Nadal.



Günün sürprizi (Milos Raonic): Kanadalılar bu aralar mutlu olmalı. Dün kadınlar ikinci turunda genç Rebecca Marino, son Fransa Açık şampiyonuna ecel terleri döktürtmüş ama galip gelememişti. Bugün 20 yaşındaki Raonic, 22 numaralı seribaşı Michael Llodra karşısında iyi bir performans sergileyerek 7-6/6-3/7-6 ile tur atladı. Katıldığı ikinci grand slam’de üçüncü tur görmesi Kanadalıların geleceğe umutla bakmasına neden oluyor.

Günün hayal kırıklığı (David Nalbandian): O ki geçirdiği onca sakatlığın ardınan hâlâ üst düzey tenis oynayabildiğini ikinci tur maçında bize göstermişti. Ev sahibi raket Lleyton Hewitt karşısında beş setlik müthiş bir maç çıkartan Arjantinli’nin vücudu bugün iflas etti. İki günde kendini toparlayamayan eski dünya üç numarası, genç Litvanyalı Richard Berankis karşısında 6-1/6-0/2-0 gerideyken maçtan çekildi.


Günün taraftarı (Güney Kıbrıslılar): Marcos Baghdatis’in taraftarları yine Avustralya kortlarını bayram yerine çevirdi. Ailesi ve birçok yakını burada yaşayan Güney Kıbrıslı raket, Yunan göçmenlerin de desteğini alıyor her maçında. Bugün Juan Martin del Potro karşısında da oyunda kalmasını sağlayan destekçilerine büyük teşekkür borçlu 2006 finalisti.

Günün rüküşü (Michael Russell): Rafael Nadal ve Juan Martin del Potro’nun bile ergenlikten yetişkinliğe geçtikten sonra bıraktığı kolsuz tişörtü 32’lik yaşına rağmen üzerinden çıkartmayan ABD’li tenisçi günün rüküşü oldu. Russell, Ferrer’e üç sette boyun eğerek elendi.

Kadınlarda ise

Günün sürprizleri (Benesova, Cornet): Aslında o kadar çok var ki aralarından mantıklı bir eleme yapmamıza rağmen ikiye indirebildik. Peng ve Jankovic’in form durumları karşılaştırıldığında Sırp raketin elenmesi sürpriz değil. Halep’in de yetenekli bir genç olduğunu biliyoruz ve onun da Kleybanova’yı alt etmesini sürpriz olarak değerlendirmiyoruz.

Iveta Benesova’nın 18 numaralı seribaşı Maria Kirilenko’yu turnuva dışına itmesi bir sürpriz. Geçen yıl ilk turda Maria Sharapova’yı dize getiren ve çeyrek final gören Rus raketi iki sette mağlup eden Çek tenisçi günün sürprizine imza attı.


Bir diğer sürprizi ise genç Fransız Alize Cornet gerçekleştirdi. İki yıl önce ufak çapta bir patlama yaparak ilk 10’un kıyısından dönen 90’lı tenisçi o günden beri düşüş içerisindeydi. 2009 Avustralya Açık’ta gördüğü dördüncü tur sonrası katıldığı altı grand slam’de de ikinci turun ötesini göremeyen Cornet, 26 numaralı seribaşı Maria Jose Martinez Sanchez’i set vermeden geçip üçüncü tura yükseldi.

Günün maçı (Jovanovski-Zvonareva): Dünya iki numarası karşısında sergilediği cesur oyunu nedeni ile ayakta alkışlanması gereken genç Sırp Bojana Jovanovski, üçüncü turun kapısını araladı ancak kapatmakta başarılı olamadı. İlk seti hanesine yazdıran dünya 58 numarası deneyimsizliğinin ve agresif oyununun kurbanı oldu diyebiliriz. Vera Zvonareva ise eskiden olsa koruyamayacağı soğukkanlılığını koruyup müsabakayı kazanmasıyla alkış topladı. Son set 6-1 bitti ama bütün oyunlar birbirine yakın geçti.


Günün açık sözlüsü (Kim Clijsters): Deneyimli raket bugünkü rakibi Carla Suarez Navarro’yu mağlup ettikten sonra Avustralya’nın Channel 7 TV kanalında spikerlik yapan eski tenisçilerden Todd Woodbridge ile konuştu. Bu konuşma sırasında Woodbridge’in Avustralya’nın efsane çiftler oyuncusu Rennae Stubbs’a Belçikalı hakkında attığı mesajdan konu açıldı. Woodbridge, Kim Ciljsters’ın hamile olduğunu düşünmüş. Bütün izleyicilerin önünde Clijsters metnin tamamını okuyunca eski tenisçinin de yüzü kızardı: “Çok hırçın ve aksi gözüküyor ayrıca göğüsleri de daha büyük sanki.”

Read more...

19 Ocak 2011 Çarşamba

gün sonu: avustralya açık 2011 - gün 2


Yok abicim, olmayacak yüzüm gülmeyecek. 2009 Amerika Açık'tan bu yana desteklediğim hiçbir tenisçi grand slam kazanamıyor. Ne kadar formda olurlarsa olsunlar beceremiyorlar. Bir aksilik oluyor. Sakatlanıyorlar, hasta oluyorlar... Bir şeyler oluyor işte. Çeyrek final görsün dediğim gençler ilk turda sapır sapır dökülüyor. Yeteneksiz değiller ama neler oluyor bilmiyorum.

Yazın umutluyduk. Sezon sonu umutluyduk. Ana nefis oynuyordu. Belki de 2008'dekinden çok daha iyi oynuyordu. Ama Hopman Kupası'nda karın kaslarından sakatlandı. Nazar mazar diyorum da nazara inanmam. Bu, hem benim şanssızlığım, hem de benim gibi şanssız insanları bulup çıkartma ve desteklemekteki becerim.

Makarova karşısında ilk seti aldıktan sonra ikinci seti kaybetmemeliydi. Ama oyunu git gide düştü Ivanovic'in.


Bazen diyorum ki, "Niye ben de Federer'i tutumuyorum. Niye Nadal'ı desteklemiyorum? Oooh alırım Federer'iii her maçı kazanırım. Forehand bedava!" Bugün Forty Deuce da aynı şeyden bahsetmiş. Sadece korttaki oyunla ilgilenmiyorum. Bu oyunun aktörlerinin kişilikleri, geçmişleri, davranışlarına daha fazla dikkat ediyorum. Çünkü bu, sahnedeki bir tiyatro oyunu gibi. Çoğu insan oyuna bakar, alkışlar ya da yuhalar ve evine gider. Aktörler ve aktrisler de evinde gider. Ama izleyenler için önemli değildir orası.

Bugün Ana otel odasına gittiğinde hissettiklerini kimse düşünmez. Ya da Makarova'nın neler hissettiğini. Herkes "Ana şöyle tıkandı", "Ana böyle geri dönemedi" diyecek ve dalgasını geçip gidecek.

Bugün yenilmesindeki temel etmen anternman eksikliği. Sakatlıktan sonraki dönemde fazla yüklenemedi. Pazar ve pazartesi biraz yükleme yaptığını söyledi maçtan sonraki basın toplantısında ve üçüncü sette ayaklarının artık taşımadığından bahsetti.

O, üç maç puanını arka arkaya çevirmesi bile bu kızı sevmek için başlı başına neden. 2008 Avustralya Açık'ta finale giderken yolda Daniela Hantuchova'yı 8-0 geriden gelip yenişi ile zirve yapmıştı kendisine olan sevgim. Hâlâ da devam ediyor. Zamanında dergi kapaklarına çıkınca kızmıştım. Küsmüştüm hatta çocukça. Kızmamın nedeni kendisine "Modelovic hahahah" şeklinde dalga geçilmesine zemin hazırlamasıydı.


Dinara Safina için de üzülüyorum artık. Şanssızlık. Hem de desteklemediğim bir tenisçide. Üç kere üst üste kötü kura çekti bu sezon. Maç kazanamadı. Bugün bir rekor daha kırdı. Bir istatistiğe daha girdi. O da bir Grand Slam'de set almadan kaybeden ilk eski dünya bir numarası olmasıydı.

Clijsters'ın keyfidir. İster oyun verir, ister vermez. Ama keşke verseydi. Sanırım geçen hafta Na Li karşısında 5-0 öndeyken maçı kaybetmesinin hırsı ve etkisi vardı burada biraz.

Bugün diğer maçlarda pek sürpriz yoktu. Benim kızlardan Bojana 5-1 geriden gelerek maçı iki sette bitirdi. Bu güzeldi. Pavluçenkova da set vermedi. Halep'e ve Peng'e dikkat. Cirstea da maç kazandı işte buna gülerim.

Radwanska'nın kırılan raketi Eurosport.com Türkiye'den paylaştık sabah. Birazdan buraya da koyarım maksat arşivde bulunsun.

Erkeklerde ise Hewitt-Nalbandian ziyafeti günün akılda kalanı tabii ki. Marsel yenildi set alamadan, Nadal ve Murray'nin rakipleri sakatlandı. Tomic kazanmaya devam ediyor ilginç bir şekilde. Del Potro ile Baghdatis ikinci turda eşleşti.

Read more...

18 Ocak 2011 Salı

eurosport'ta yayın programı - gün 2

Eurosport International

1st Match: Sybille Bammer v. Vera Zvonareva

2nd Match: Rafael Nadal v. Marcos Daniel

3rd Match: Karol Beck v. Andy Murray

4th Match: Robin Soderling v. Polito Starace

5th Match: Dinara Safina v. Kim Clijsters

6th Match: David Nalbandian v. Lleyton Hewitt

Eurosport 2

1st Match: Radwanska v. Date-Krumm

2nd Match: Morita v. Dulgheru

3rd Match: Penetta v. Rodionova

4th Match: Del Potro v. Sela

4th Match bis : end of Baghdatis v. Zemlja (eğer Del Potro v. Sela erken biterse)

5th Match: start of de Soderling v. Starace (Murray bittikten sonra ESP Int.)

6th Match: Makarova v. Ivanovic

Last Match : Petzchner v. Tsonga

Read more...

3 Şubat 2010 Çarşamba

avustralya açık 2010'un ardından

(Dünkü gazetede çıkan yazım, gazeteye ulaşamayanlar için burada)


Üstün insan sadece bir hayal mi?

Düşünün ki bir tenis maçına bilet alıyosunuz. Tribündeki yerinize oturmuş maçı izleyecekken bir anda bale gösterisinde buluyorsunuz kendinizi. Kortta bale olur mu hiç? Söz konusu Roger Federer ise her şey olur. Majesteleri oyun anlamında diğerlerinden ne kadar ayrı bir yerde durduğunu ve bu farkı da günden güne açtığını gösterircesine oynadı Avustralya Açık 2010’da. Turnuvaya Igor Andreev karşısında set kaybederek başlasa da her geçen maç seviyesini daha da arttırarak final maçında 2001: A Space Odyssey eserindeki “Star Child” mertebesine ulaştı. Bu Yıldız Çocuk şüphesiz ki tüm insanlardan daha üstün olmalıydı. Nietzsche’nin de ruhu şad olmuştur artık.

Federer, geçen sezon sonundan beri çok iyi oynuyor dediğimiz Davydenko’yu ve ardından Tsonga’yı çok rahat geçti. Finalde Andy Murray zorlar diye düşünülüyordu. Kendinden altı yaş küçük ve fiziksel olarak daha dinç olması gereken Britanyalı’yı da set vermeden geçerek kupaya ulaştı İsviçreli. 16. Grand Slam şampiyonluğu. Dile kolay.

Rafael Nadal’ın dizlerinin ihaneti ona pahalıya patlamaya devam ediyor. Murray karşısında çektiği diz ağrısı maçı tamamlayamamasına neden oldu. Koltuk değnekleri ile de olsa bitirmesi tavsiye edilen maçı akil davranarak yarıda bırakması, kariyerinin devam edebilmesi açısından alınmış zekice bir karardı.

Djokovic de Nadal’dan farksız. Avustralya’da onu bozan bir şeyler var belli ki. Geçen sene çarpan güneşti, bu sene midesi. Çeyrek finalde Tsonga karşısında müsabakayı beş sete götürdüyse de sonunu getiremedi. Tenisin Muhammed Ali’si Tsonga ise iki sene önceki başarısına çok yaklaştı fakat yarı finalde karşısında bulduğu Federer başka bir dünyadandı.

Cilic’ten bahsetmezsek olmaz. 21 yaşındaki Hırvat, gelecek için güzel sinyaller verdi. Dördüncü turda mağlup ettiği del Potro’nun Amerika Açık finalinde Federer’i alt ettiği düşünüldüğünde artık kendisinden bir Grand Slam beklememiz gerektiğini çıtlattı.

Ara vermeseydi kadınlar tenisinin Federer’i mertebesine ulaşacak olan Justine Henin, vatandaşı Clijsters’ın başarısını tekrarlayamayıp birincilik kupasına erişemese de gösterdiği performans ile Roland Garros için güzel sinyaller verdi. Değişen servis stiline alışması da zaman alacak gibi. Final maçında backhand’ini evde unutması Serena Williams’a yaradı ve Amerikalı raket kariyerinin 12. Grand Slam’ine uzanarak Billie Jean King ile skoru eşitledi. Şimdi hedef 18 ile Navratilova ve Evert.

Kadınlar tarafında en büyük sürpriz şüphesiz iki Çinli’nin yarı final oynamasıydı. Yarı finale kalan dört tensiçiden üçünün 1.75’in altında olmasını uzun zamandır görülmemiş bir doğa olayı gibi ağzımız açık izledik. Na Li ve Jie Zheng’in bir süredir devam eden özgürlükleri onları iyi yönde etkilemiş. Bu iki tensiçinin antrenman saatlerinden maaşlarına kadar her şeyini Çin Devleti belirliyordu. Fakat yaklaşık iki sene önce devlete resti çeken Çinliler yavaş yavaş yükselmeye başladı. Na Li ilk 10’a giren ilk Çinli oldu.

Birkaç sene öncesine kadar ilk 10’a girecek düzeyde tenis oynayan Maria Kirilenko bir anda düşüşe geçerek 100’den çıkmanın eşiğine gelmişti. Açıkçası patlama yapacak zamanı biraz kötü seçti. Vatandaşı ve adaşı Sharapova ile ilk turda eşleşen Rus raket tur atlayan taraf olunca Sharapova için Grand Slam kazanma umutları bir başka bahara kaldı.

Türkiye için de farklı bir turnuva oldu. Marsel “şanslı kaybeden” olarak katıldığı ana tabloda Sebastien Grosjean’ı geçerek yine ikinci turu gördü ancak Fernando Gonzalez onun için çok güçlüydü. Çift kadınlarda İpek Şenoğlu partneri Yaroslava Shvedova ile ilk turda elenerek üzdü. Gençlerde de ilk defa bir Türk mücadele etti. Melis Sezer rakibini ilk sette zorlasa da belki de deneyimsizlik sonucu ilk turda elendi. Ancak yavaş yavaş Grand Slamler’in ana tablolarında görünmek Türk tenisi açısından umut verici bir gelişme.

Seyirci rekorunun kırıldığı Avustralya Açık böyle geçerken artık gözümüz toprağa bakıyor. Şunun şurasında Roland Garros’a 100 gün kaldı.

Read more...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Üstün insan hayali gerçek oldu

Bunu başarabilmek için belki de Star Child olmak gerekir. 16 Grand Slam şampiyonluğu. Tebrikler Federer. Bu noktaya sanırım bundan sonra anca yarı robot yarı insan atletlere izin çıkınca erişebiliriz.


(Foto: Reuters / Getty)

Read more...

30 Ocak 2010 Cumartesi

unvan korumak zor iştir

Kim Clijsters'ın geri dönüşünün hemen ardından katıldığı Amerika Açık'ta kupaya uzanmasının vatandaşı Justine Henin üzerindeki etkisini düşünüyorum bir süredir. Bu, acaba onun üzerindeki baskıyı arttırdı mı? Çünkü bütün tenis kamuoyu ondan turnuvayı kazanmasını bekliyordu ve bir başarısızlık halinde her ne kadar kendisi "Pazar'a bilet almıştım, bileti iptal etmek zorunda kaldım" dese de Juju'nun kendinden ve geri dönüşünden şüphe etmesine neden olacaktı.

Ne güzel ki finale kadar çıktı Juju, Clijsters'ın çıkamadığı yere. Fakat finalde Serena'ya mağlup olması demek başarısının Kim'inki yanında sönük kalmasına neden olacaktı. Bu yüzden maç öncesinde yaşadığı baskının onu rahatsız ettiğine inanıyorum. Serena da 2 senedir oynamadığı rakibinin durumu hakkında hiçbir şey bilmiyordu ve bu onu tedirgin ediyordu. 


Bu kadar dengeli başlayan bir maç uzun zamandır izlememiştim. Uzun süren oyunlarda iki tensiçinin de gerginliği belli oluyordu. Serena her ne kadar rahat gözükmeye çalışsa da ralliler içerisinde tedirginliği açığa çıkıyordu. Servis attığı oyunlarda zorlanarak başladı Amerikalı. İlk iki oyunda üç kez servis kırma puanı çeviren Williams setin dördüncü oyununda kazandığı üç servis kırma fırsatından ilkini değerlendirdi ve Henin’in servisini sıfıra karşı kırarak 3-1 öne geçti. Fakat Juju hemen cevap veriyordu ki çizgi hakeminin katline maruz kaldı. Henin’in içerideki topuna önce dışarıda diyen ardından kendini düzelten hakem nedeniyle Belçikalı’nın aldığı puan sayılmadı ve puan tekrarlandı.


Bu noktada seyirciler Henin’in arkasında durmaya başlarken Serena oyunu çevirdi buradan. Çizgi hakemleri maça daha gergin başladı. İlk oyunda 3 challenge’da yanlış karar verdikleri görüldü. Sanırım Williams’ın raketini doğrultup “Bu topu boğazından sokarım” demesinden korkuyorlardı.


Serena’nın dördüncü servis oyununda maçtaki yedinci servis kırma şansını bu kez kullanmayı başardı ve setteki dezavantajını giderdi. Ancak setin son oyununda servis kıran Amerikalı ilk seti 6-4 kazandı.

İkinci sete servis oyununa tutunarak başlayan Amerikalı, Juju’nun servis oyununda bulduğu servis kırma şansından yararlanamadı. Serena, üçüncü oyunda servislerinde sorun yaşadı ve oyunu sıfıra karşı kaybetti. Cevabı da gecikmedi. Bir sonraki oyunda baseline derin oynadığı forehand’ini Juju çeviremeyince skor 2-2 oldu. Skor 3-3 olduktan Justine Henin fırtınası başladı. Yedinci oyunda Serena Williams'ın 212km/h lik servisini döndürerek puan kazanmayı başaran Juju servis kırdı. Bu hız bir rekor eğer hızölçer doğru ise. Ardından servis oyununu sıfıra karşı alan Belçikalı sonrasında sıfıra karşı bir kez daha servis kırarak ikinci seti 6-3 kazandı.


Gönlümün bir numarası, karar setine de sıfıra karşı aldığı oyunl abaşlayınca bu iş bitti dedim ama bitmemiş. Serena servis ritmini yükseltince ikinci seti 6-2 ile kazandı.

Böylece geçen seneki şampiyonluğunu korudu Amerikalı raket. Capriati'den sonra bunu başaran ilk isim oldu ve 12. Grand Slam kupasıyla Billie Jean King'in istatistiğini egale etti. Şimdi hedef 18 ile Chris Evert ile Martina Navratilova.

Bravo Juju, tebrikler Serena. Juju'nun bu yükselişi RG öncesi beni umutlandırdı.

 
 

(Foto: Reuters / Getty / AP)

Read more...

28 Ocak 2010 Perşembe

tarihte bir ilk: juju - serena finali


Çeyrek finalde 2 Rus, 2 Amerikalı, 2 Çinli, 1 Belçikalı ve 1 Belaruslu vardı. Yarı finalde ikililerden sadece Çinliler beraber çıkabilmişlerdi ancak onlar da yarıda elenerek final göremediler.

Justine Henin bugün 51 dakikada işini bitirdi, duşunu aldı ve dinlemeye, eğlenmeye başladı bile. Jie Zheng'i 6-1/6-0 ile yendi baştan sona kortta sadece o vardı. İlk servisin oyuna girme oranlarına baktığımızda Zheng'in yüzde 81 ile iyi bir yüzde yakaladığını görüyoruz. Ancak bunun nedeni çok iyi servis kullanması değil. Servislerinin yavaş olması. Ortalama ilk servis hızları arasında 34 km/h lik bir fark var. Zaten Zheng'in ilk servisten puan çıkartma oranı sadece yüzde 35. Çok pasif oynadı Çinli ve neticesinde bir hezimet yaşadı. Gününde olmadığı kesin.





Serena ise haftaya ilk 10'da göreceğimiz ilk Çinli olacak olan Na Li karşısında zorlandı. İki tie-break sonucunda karşılaşmayı kazanmayı başardı. Mental yönden kuvvetli olmanın önemini iki maçtır gösteriyor Serena. Juju'nun kaldığından iki kat daha fazla kaldı kortta haliyle daha da yoruldu. Final maçına yansıyacağını sanmıyorum.




Daha önce Avustralya Açık'ta hiç karşılaşmayan bu ikili arasında oynanan 15 maçta Serena'nın 8-7 üstünlüğü bulunuyor. Aralarındaki son maçı (2008 Miami) Williams kazansa da -ki o maç basın toplantısında sorulduğunda Juju "Hatırlatmayın o maçı" dedi gülerek- son 4 maçtaki tek galibiyeti bu Amerikalı'nın. Özellikle 2007 yılı bu ikili açısından garip bir yıl olmuştu. Sırasıyla RG, Wimbledon ve Amerika Açık çeyrek finallerinde karşılaşmışlar ve kazanan hep Juju olmuştu. O zamanlar bir de Serena bu kadar iyi değildi, sıralamada 8. basamak civarında geziniyordu. Bu sefer finaldeler ve Juju iki senedir tenis oynamıyor, Serena ise 2 senedir turu domine ediyor. Kimin kazanacağını kestirmek çok güç olsa da benim gönlüm tabii ki Juju'dan yana. Kim'in yaptığını yapmasını ondan daha da iyi olduğunu göstermesini istiyorum. Ha kazanamasa da bu Kim'den kötü bir tenisçi olduğu anlamına gelmeyecek tabii.



"Rüyandan da öte bir şey" bu diyor Juju, "Serena'ya karşı oynayacak olmaktan çok mutluyum zira bir Grand Slam daha kazanacaksam bunu dünyadaki en iyi oyuncuyu yenerek başarmalıyım."

(Foto: Reuters / Getty / AP)

Read more...
yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP