2 Temmuz 2011 Cumartesi

krallar ölmez şekil değiştirir


Federer ve Nadal'ın Grand Slam toparlama serisine 2008 başında son veren Djokovic, 2004'ten bu yana bir numarayı paylaşa paylaşa ilerleyen aynı ikilinin bu serisine de son veren isim oldu. Burayı daha bir sürü sevinç nidası, diğer tenisçileri küçümseyen kelimeler ile doldurmam lazım. Bunu bekliyorsunuzdur. Ne de olsa taraflı blogum, Noleseverim. Ama benim bu agresif ve arı kovanına çomak sokan tarzdaki desteğim, hedef gerçekleşene kadar sürer genelde. Şu an azınlık olmanın ve güce tapmamanın keyfini çıkartacağım izninizle. Kimseyle tartışmaya da girecek halim yok. Zafer sarhoşuyum. Ha ama baktım Djokovic yıl 2013 olmuş hâlâ bir numarada o zaman "Hop arkadaş" der onu da karşıma almasını bilirim. Dominasyon sevmiyorum.

Dört yıldır ellerimle büyüttüğüm çocuk dünya 1 numarası oldu. Yıllar önce kendisini oynarken hayal ettiği finalde oynama hakkı kazandı. Ailesi çirkinmiş. Yemişim ailesini. Sadece ailesinin mallıkları yüzünden sevmiyorsanız çocuğu bir sorun var demektir. Zira kendisi en az Djokovic olan Djokovic.

Ha bu arada. KRAL ÖLDÜ YAŞASIN YENİ KRAL! (troll olmak ne güzel ah ne güzel) Khal Djorogo! (speşıl tenks to Hande)

Read more...

28 Haziran 2011 Salı

wimbledon 11: kadınlarda gençlik aşısı

Yıllardır desteklediğim tenisçiler yenilir ve beni bir hüzün kaplardı Grand Slam’lerde. Özellikle ikinci hafta tutunacak dalım ya hiç kalmaz ya da bir kişiye bağlardım umutlarımı. Bilen bilir Wimbledon ile Roland Garros arasında bir tercih yapacaksam RG kilometrelerce öndedir benim için. Ancak bu seneki Wimbledon yağmuruna çamuruna rağmen özellikle kadınlardaki sonuçları ile yeşil slam’e sempati beslememe neden olabilir.


Hangisinden başlayayım ki... Ya da isim isim bakmadan önce genel bir görünüme bakayım. Roland Garros’taki dinozor tenisçiler düşünüldüğünde Wimbledon gençlik aşısı gibi geliyor.

Domi 22, Masha 24, Lisicki 21, Bartoli 26, Paszek 20, Azarenka 21, Kvitova 21, Pironkova 23 yaşındalar. Ortalama ise 22.3! Müthiş bir şey bu.


Geçen yıl iki tane sürpriz yarı finalist çıkartan turnuvada bu yılki çeyrek finalistler daha da sürpriz. Örneğin Tamira Paszek. Dört senedir takip ediyorum kendisini. Bir başarısını gördüysem namerdim. İlk izlediğimde etkilemişti hatta sözlüğe baktım nasıl bir gazla yazdıysam geleceğin Henin’i falan demişim. Sonrasında çok büyük düşüş yaşadı. 17 yaşında ilk çıkışında Wimbledon ve Amerika Açık’ta dördüncü tur gördükten sonra katıldığı sadece iki slam’de ikinci tur görebildi.

Ama bu yıl şansının da yardımıyla youna sadece bir seribaşı çıktı o da çıkabilecek en iyilerinden biriydi. Çeyrek finalistlerin en genci ve açık arayla en zayıfı (kilo olarak değil tabii ki). Rakibi Azarenka oldu. Belaruslu dört numaralı seribaşı şimdiye kadar turnuvanın en rahatlarından biri.

Serena Williams, Venus Williams ve Caroline Wozniacki’nin aynı gün elenmesi tenis dünyasını etkilemiştrir mutlaka. Kıyamet alameti değil bu. Turnuva öncesinden tahmin edilebilir sonuçlardı bunlar. Zaten Wozniacki’nin Grand Slam kazanacağına inanan var mı aramızda? Görges ve Jarka’lı dilimden çeyrek finale çıkabilmesi mucize gibiydi. Ama o ikisinin de elendiği turnuvada Dominika Cibulkova tarafından turnuva dışına itildi.


Domi’yi de çok severim. Daha önceden de izliyordum kendisini ama Domi deyince aklıma ilk olarak 2009 Fransa Açık’ta Sharapova karşısındaki maçı geliyor. Zaten favori zemini toprak. 1.60 boyuyla ve o bacaklarla en fazla halterci olur dersiniz. Bir halterci öyle forehand vuramaz a dostlar. Wozniacki karşısında ilk seti 6-1 kaybettikten sonra çok zorlu ve psikolojik gerilim şeklinde geçen müsabakada sağ çıktı. Bu yılın başında Sydney’de Caro’yu yenmiş, Avustralya Açık’ta yenilmişti.

Çeyrek finalde Masha ile oynayacak ki az önceki Fransa Açık çeyrek finali düşünüldüğünde Maria’nın motivasyonu daha farklı olacak. Sharapova ters bir tenisçi olan Shuai Peng’u çok zorlanmadan geçti dördüncü turda.

Gelelim biri bir yıl diğeri yarım yıl tenis dışı kalan Williams kardeşlere. Serena’nın final falan göremeyeceğini düşünüyordum. Tamam WTA, tamam “Where ridiculous happens” ama 2009’dan daha iyi durumda bence şu an WTA. Kim Clijsters döndüğünde düşünün ki Caroline Wozniacki finale, Yanina Wickmayer yarı finale çıkabiliyordu. Ayrıca şöyle bir şey var Clijsters sakatlıktan dönmemişti. Ara vermişti ve döneceğini Şubat-Mart gibi açıklamıştı. Yani hazırlanacak altı ayı vardı önünde. Serena ise antrenmanlara Nisan’da başlayıp, Haziran’daki turnuvaya katıldı. Daha dişli rakiplerin olduğu dönemde dördüncü turu görmesi bile başarıdır gözümde. Ha yenen Paszek olsaydı şaşırırdım. Ama Bartoli.


Fransız tenisçi Eastbourne’ü kazandı bir hafta önce ve çimde yapabildiklerini biliyoruz. (Bkz: 2007) Bu turnuvada saçma sapan maçlar oynadı. İki müsabakayı önce zora soktu, sonra dalga geçer gibi kazandı. Serena karşısında da maç için servis atarken ABD’linin insanüstü direnişine karşı koyamadı. Ama çok zor da olsa maçı galibiyetle noktaladı.

Venus’ün durumu Serena’ya göre daha hafifiti. Avustralya Açık’ta sakatlanmıştı ve kardeşininki kadar hayati durumları falan yoktu. Talihsizliği geçen yıl yarı final oynayan ve oraya ulaşırken yine kendisini eleyen Tsvetana Pironkova ile eşleşmesi ve 30’a gelen yaşıydı.

Bulgar tenisçi geçen seneki maçın videosunu mutlaka izlemiştir dünkü karşılaşmadan önce. Hatırlaması da uzun sürmemiştir ne yaptığını. Hatta o kadar ezberlemiş ki ödevini, aynı skorla mağlup etmeyi başardı beş kez Wimbledon şampiyonunu.

Pironkova geçen yılın diğer yarı finalisti Petra Kvitova ile oynayacak. Blogu takip edenler Çek tenisçi hakkındaki düşüncelerimi bilir. Abartıldığını ve neden bu kadar övüldüğünü anlamadım bu kızın. Ama o, dört maçta sadece 15 oyun vererek çeyrek finale yükseldi. Caro’nun bile nasıl 1 numarada olduğunu, maç kazandığını çözebildim ama Kvitova’yı çözemedim.

En güzeli en sona sakladım. Wildcard’ın hakkını vermek herkese nasip olmaz. Zira turnuva yönetimleri saçma sapan dağıtır bunları. Ivanisevic’ten sonra Wimbledon’ın verdiği en anlamlı ve isabetli wildcard Sabine Lisicki’nin. Bambam turnuvanın gıcık ismi (Radwanska ve Ivanovic’i elediği için) Cetkovska’yı eleyerek son sekiz raket arasına kaldı. Bartoli ile oynayacak ki gelebilecek en zor isim çıktı kendisine.

Yarı finale çıkmasını istediğim isimler şöyle:

Sharapova - Lisicki
Azarenka - Pironkova

Read more...

27 Haziran 2011 Pazartesi

serena'ya aslında ne oldu?


Serena'nın ayağını kesmesi ve sonrasında gelişen olaylarla ilgili açıklananların aksine başka bir şeyler yattığını düşündüm hep bunun altında. Bu benim şüpheci karakterimden ve Serena'yı sevmememden kaynaklanıyor çok açıkça görüldüğü üzere. Dün ve bugün olay hakkında yeni açıklamalar geldi.

Dün Serena yaptığı açıklamada ayağını kestikten  sonraki ilk ameliyatın ardından Ekim ayında bisiklet sürerken düştüğünü ve ikinci ameliyatın ondan sonra olduğunu anlattı. "Çok hızlı gidiyordum ve birden kendimi yerde buldum. Çok utanç vericiydi. Kendime gülüyordum. O sırada geçmekte olan bir ambulanstan inip iyi olup olmadığımı sordular" dedi. Omzunda ve yüzünde yaralar oluşmuş bu düşüşün etkisiyle. Yüzündeki geçmiş ama omzundaki geçmemiş. Komedi.

Bitmedi.

Serena'nın antrenman partneri Sasha Bijan, Sırp basınına yaptığı açıklamada ayak kesilmesinin olduğu gece Serena'nın yanında olduğunu ve pedikür nedeniyle ABD'li tenisçinin açık ayakkabı giydiğini doğruladı. Fakat söylediği fazladan bir şey Serena'nın yaptığı açıklama ile çelişiyor. Williams karanlıkta yerdeki cam parçalarına fark etmeden bastığını söylerken, Bijan bir garsonun Serena'nın ayağına bardak düşürdüğünü belirtti.

Bijan ayrıca Serena akciğer embolisi geçirdiğinde de yanında olduğunu söyledi. Serena'nın menajeri ise Bijan'ın o sırada Florida'da olduğunu ve tenisçinin hastaneye Los Angeles'ta kaldırıldığını söyledi.

Bırakın bunları...

Ben de Serena'nın yanındaydım. Öyle olmadı. Serena bir şeye sinirlendi. Çok sarhoştu ve o sinirle masayı devirdi. Ayaklarında kesik oldu. Hastaneye gittiler. Akciğer embolisinin nedeni ise Serena'nın estetik ameliyatlarıydı. Karın bölgesinde bu yüzden iç kanama oldu. Bu yüzden akciğerlerine kan birikti. Olayların aslı bu. Yanındaydım Serena'nın. Ben, Yaşar Usta.

Read more...

24 Haziran 2011 Cuma

gün sonu: wimbledon 11 - gün 4

Vay be ne gündü ama. Geri dönüşler, hırs, azim ve tutku... Tenisi neden seviyorsak hepsi vardı bugün.

Uzun zaman sonra ilk defa çocuklar gibi havalara uçtuğum sonuçla başlamak isterim. Lisicki'nin bana yaşattığı heyecanı tarif edemem. Umutsuzca bu kızın başarılı olmasını istiyorum bir süredir. 2-3 sene önce topa nasıl vurduğunu ilk gördüğümden beri kazanmasını istiyorum.


Fakat hem benim istemem hem de Alman olmasından ötürü talihsizlikler yakasını bırakmadı. Haas gibi, Anna-Lena gibi sakatlıklarla boğuştu. Uzun aralar verdi. İki yıl önce Wimbledon'da Wozniacki'yi yenerek çıktığı çeyrek final hafızalarda. Çim zemin oyununa uyuyor. Hayır servis-voleci değil. Voleye gerek kalmıyor çünkü iyi günündeyse. Lakabı da boşuna Bambam değil. Çakıl korksun.

Bugün daha iki hafta önce Grand Slam şampiyonu olmuş ve hali hazırda çim zeminde iyi olan Li Na karşısında 2008 Avrupa Şampiyonası'ndaki Türkiye gibiydi. Bu benzetmeyi yapmamda sorun olmaz. 119'da gol yiyip, 120'de hapisaneden çıkış kartını bulan Türkiye gibi iki kez bitti denilen maçı çevirdi Alman tenisçi. Ki Sabine'nin birçok maçını izleyen biri olarak Li ilk kez maç için servis atarken maçı kafamda bitirmiştim.

Hesaba katmadığım şey Lisicki'nin sakatlığının bulunmadığı ve zeminin çim olduğuydu. Bambam 2009 Wimbledon'dan bu yana hiç maç kaybetmedi yeşil zeminde.  Geçen hafta Birmingham'ı kazanmıştı ve bu sayede wildcard almıştı.


Bu sefer şansı da yaver gidiyor. Normalde üçüncü turda Zheng Jie, dördüncü turda Ana-Aga maçının galibi gelecekti karşısına. Burada yarı final görmüş olan Zheng 19'luk Misaki Doi'ye mağlup oldu. Üçüncü turda Lisicki Doi ile karşılaşacak. Daha da önemlisi Radwanska ellerindeki maçı Petra Cetsovksa'ya sundu. Çek tenisçi üçüncü turda Ana ile oynayacak. Ivanovic'in Roland Garros'ta şampiyon olduğu yıl yanılmıyorsam dördüncü turda karşılaşmışlardı ve Ana 6-0/6-0 ile son sekize kalmıştı. Lisicki-Ana maçında kesinlikle Lisicki'yi tutarım Wimbledon özelinde.

Bugünün bir diğer geri dönüşü ise Serena Williams'tan geldi. Genç Rumen Simona Halep karşısında ilk sette yokları oynayan uzun tırnaklı (o tırnaklar nasıl batmıyor, nasıl rahatsız etmiyor anlamıyorum) tenisçi, sonradan bir açıldı pir açıldı. Hırs böyle bir şey. İlk sette 5-2 öndeyken Halep sağlık molası aldı ama sonuca değil skora etki etmiştir ancak. Sağlıklı olsaydı belki diğer setler 6-4/7-5 bitecekti ama Serena kazanacaktı.

Maçtan sonra yine bikbiklenmiş hanfendi. "Neden 2 nolu korttayız ailecek anlamadık" demiş. "Bir daha merkez kort dışında oynarsam bu topu gırtlağınızdan içeri sokarım" demiş. (Bunu demedi tabii şimdi inananlar olur) Kesin zencisiniz diye di mi Serena? Kesin pigmentleriniz farklı diye yapmışlardır. Zira dünya 1 numarası Caroline Wozniacki de aslında zenci, o yüzden iki nolu korta koymuşlar onu da bugün. Yazık ya.

Domi, Makiri, Jarka, Görges, Flavi, Cesca gibi isimler teklemedi. Günün kadınlarda beni üzen tek sonucu Pavlyuchenkova'nın elenmesi oldu. O cüsseyle çim zor zaten. Bizimki de bi umuttu. Yağmur nedeniyle sarkan program neticesinde merakla beklediğim Robson-Sharapova maçı ve Wozniacki-Razzano karşılaşması oynanamadı.

Erkeklerde Djokovic ve Federer üzerine henüz konuşmaya gerek yok. İkisi de rahat rahat kazanıyorlar maçlarını. Bugünün olayı merkez kortun açılış maçıydı. Söderling ile Hewitt. 2002 şampiyonu Avustralyalı hâlâ bir şeyler yapabildiğini göstermek için çok çabaladı. Ve hatta gösterdi de. Becker'den bu yana kimsenin yapmaya tenezzül bile etmediği plonjonları file önünde nefis uyguladı bugün eski toprak. Bize 90ların tenisinden parçalar sergiledi. Etkili servisleri ile setlerde 2-0 da öne geçti. Ancak üçüncü seti tie-break'e götürmeye ramak kala Söderling geri dönüş butonuna basmıştı bile.

John Isner'ı başka bir Nicolas ile 18 nolu korta verdiler yine. Almagro ile Isner bir başka epik maça doğru gidiyordu. İlk üç set tie-breaklerle sonuçlandı. 2-1 İspanyol öndeydi. Son  set ise 6-3 Almagro lehine bitince Uzun Isner Efendi maçı kaybetti.

Üç genç Dimitrov, Harrison ve Tomic rakiplerini zorladı. Dimitrov Tsonga'ya mağlup oldu. Harrison, Ferrer karşısında önde maç karanlık nedeniyle ertelendi. Tomic de Andreev karşısında direniyor maç ertelendi.

Troicki, Rendy Lu'dan set alamadan gümledi. 13'ün uğursuzluğu diyelim. Üzerinde düşünmeye gerek yok. Sıkıldım yazmaktan yeter bu kadar. Hadi.

Read more...

23 Haziran 2011 Perşembe

gün sonu: wimbledon 11 - gün 3

Uzun, uzun bir zaman önce... Uzak bir galakside Kimiko Date dünya dört numarası. Genç ve dinamik. Sonra bir anda tenisi bırakıyor. 12 yıl boyunca izlemek zorunda kalıyor ve yakın bir geçmişte dönüp biraz kıç tekmelemek istiyor. 38 yaşında döndüğü turda bırak maç kazanmayı, şampiyonluk yaşıyor. Ve bugün 40 yaşında çıktığı kortta, 20liklere taş çıkartırcasına oynadı.

Rakibi Venus de genç değil, 31 yaşında. Ayşe ve annesinin yaşları toplamı 71'dir. Anne korttaki her topa yetiştiğine göre Ayşe'nin yaşı kaçtır? İki deneyimli kurt bize beklenmedik derecede güzel bir maç izlettiler bugün. Eski ekol yani yabancıların tabiri ile "old-school" tenisin, 90ların tenisinin nasıl göze hoş geldiğini sergilediler. İkisi de belli bölümlerde çok iyi oynadı. Maçın başında Japon tenisçi her yerdeydi. 5-1'i yakaladıktan sonra Venus dirildi. Tie-break'te Date-Krumm kazandı. Karar setinde ise baştaki karşılıklı servis kırmalardan sonra nefis bir heyecana sahne oldu ve 3 saatlik mücadeleden 8-6'lık son set ile Venus galip geldi. Kimiko Date-Krumm ise kattığı hava ile 20 yıl sonra bile hatırlanacak.

Bugünkü diğer ikinci tur maçlarında seribaşılar sorun yaşamadı. Zvonareva, Azarenka, Kvitova, Hantuchova, Vinci ve Pironkova üçüncü tura yükseldi. Yağmur nedeniyle oynanamayan ilk tur maçları da tamamlandı. Şok edici bir sonuç yok. Radwanska çift bagele giderken rakibi Govortsova'nın sol ayak bileğindeki sakatlık nedeniyle çekilmesiyle 9-0 ile ikinci tura yükseldi. Görges ve Jarka rahat kazanırlarken, Domi ve Flavi üç setlik zorlu maçlardan sonra bir üst tura yükseldiler. Elenen tek seribaşı ise Mattek-Sands oldu. Misaki Doi'ye mağlup oldu ilginç ABD'li.

Britanyalıların yine döküldüğü turnuvada Laura Robson'ın Angelique Kerber'i bir set geriden gelip mağlup etmesi elit ırkın yüzünü güldürürken, Lisicki'nin parkta gezer gibi tur atlaması da benim yüzümü güldürdü. İkimizin de sevinci kursakta kalabilir zira Robson Sharapova, Lisicki de Li Na ile eşleşti.

Erkeklerde Nadal, Murray, Berdych ve Roddick "Buraların büyüğü biziz" dercesine rahat kazandılar maçlarını. Diğer seribaşılar Gasquet ve Fish de üçer sette gülerken, Monfils tipik bir setini verdi yine Zemlja'ya.

Pussycat Wawrinka, Simone Bolelli'ye yenilerek çağ atladı. Normalde herkese aslan kesilen, beş sette ölümüne kazanan ancak Federer'i gördü mü "Al beey al maç senin olsun" diyen Stan bu sefer güldürmedi. Zaten Federer ile ancak finale çıkarsa karşılaşacaktı. Finale de çıkamayacağına göre bu turnuvada kendine misyon bulamadı ve bıraktı bence.

Bir zamanların aslan parçası Fernando Verdasco da kedigillerin uysallarına katılmış durumda. Robin Haase'ye beş sette mağlup olan 24 nolu seribaşı turnuvaya veda etti. O boy ve müthiş servislere rağmen Wimbledon'da üst tur göremeyen Ivo Karlovic yine Ivo Karlovicliğini gösterdi ve Kubot'tan set alamadan elendi.

Read more...

21 Haziran 2011 Salı

murray'nin raket çantası

Murray'nin raket sponsoru Head, Facebook'tan bir kampanya yapmış ve Murray hayranlarından Britanyalı'yı gaza getirecek cümleler, öbekler almışlar. Daha sonra bunları Murray'nin raket çantasına yazmışlar. Kimi "Tarih yaz" diyor, kimi "Onlara çimleri öptür" diyor.

Murray ise bugün kazandığı maçtan sonra şimdi değil ama gelecek için bir ilham kaynağı olabileceğini söyledi. Neticede reklam kampanyası işte büyütmemek lazım.

Read more...

foto geçidi: bu sabah yağmur var londra'da












(Foto: Getty via Daylife)

Read more...
yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP