26 Eylül 2011 Pazartesi

tokyo: hedef istanbul


Deprem ve tsunami felaketinin yarattığı radyoaktif sızıntı ve tehlikeden sonra tenisçiler ilk kez Japonya'ya ayak bastı. Kim Clijsters'ın çok uzun zaman önce gitmeyeceğini açıkladığı turnuvada üst düzey kadın tenisçiler İstanbul'a alınacak bilet için kilit noktalardan birinde şampiyonluk kovalayacaklar.

Şu an İstanbul için Wozniacki ve Sharapova dışında yerini garantileyen yok. Azarenka, Zvonareva, Stosur, Bartoli, Jankovic, Kvitova gibi isimler puan almak için mücadele edecek.

Son şampiyon Wozniacki ilk maçını Marino ya da Jarka ile oynayacak. İki tenisçi de gününde olursa Caro'yu zorlar. İki nolu seribaşı Masha'nın rakibi Tanasugarn teyze.

İstanbul'daki yerini garantilemek için korta çıkacak tenisçiler arasında Kvitova'nın yolu en zorlusu gibi gözüküyor. Azarenka çok daha rahat.

Turnuvada dün sabah oynanan maçlarda ilk elenen seribaşı Flavia Pennetta oldu. Kaia Kanepi'ye mağlup oldu. Laura Robson ilk turda Dulgheru'yu devirdi. İkinci turda Ana ile oynayabilir bugün Ana kazandıysa.

Bu da maskot:


Read more...

21 Eylül 2011 Çarşamba

geçen hafta neler oldu


Amerika Açık beni öyle bir tüketmiş ki bir haftadır yazı namına bir şey yok. Tenis takip etmedim desem yeridir. Bu bir haftada neler olmuş bir toparlayalım.

Kadınlarda iki turnuva vardı. Birisi Quebec'te diğeri ise Taşkent'te. Özbekistan'daki turnuvayı 1 numaralı seribaşı Ksenia Pervak kazandı. Kariyerindeki ilk şampiyonluğu oldu bu Rus raketin. Finalde Eva Birnerova'yı mağlup etti. Urszula Rad. da burada ilk WTA yarı finalini gördü. Ayrıca tam emin olamamakla ve aramaya üşenmekle beraber Sharapova'nın bir yaklaşığı Sabine Sharipova ilk WTA ana tablo maçını kazanmış olabilir kendi evinde.

Quebec City'de de Marina Erakovic az kalsın kariyerinin ilk zaferine ulaşıyordu ancak Barbora reis dur dedi. Yeni Zelandalı Erakovic final yolunda 1 numaralı seribaşı Hantuchova ve 3 numaralı seribaşı Paszek'i mağlup etti. Dört nolu seribaşı ev sahibi Rebecca Marino ise ilk turda vatandaşı Stephanie Dubois'yı bir sonraki turda da Alexandra Wozniack'ı yendi fakat çeyrek finalde Michaella Krajicek'e mağlup oldu. Kanadalılar iyi parçalamadı kızı orada.

Erkeklerde Davis Cup yarı finalleri heyecanı vardı. Son şampiyon Sırbistan ile Arjantin, son finalist Fransa ile de İspanya karşılaştı. Pazartesi günü Amerika Açık'ta yorucu final oynayan ikiliden Rafa Nadal -yani hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorgun olanı- cuma ve pazar günü korttaydı. Gasquet ve Tsonga karşısında iki maçta toplam 10 oyun vererek çohacayip bir iş yaptı toprak zeminde, İspanya'da. İspanya geçen sene 5-0 ile mağlup olduğu Fransa'yı geçerek finalist oldu. Çiftler maçında ise rezillerdi.

ABD Açık finalinin zihinsel olarak havalarda uçanı ancak fiziksel olarak bitiği Djokovic ise cuma günü oynamadı. Yaptığı açıklamada sırtındaki sakatlığın ABD Açık'ın başından beri süregeldiğini söyledi. Bu arada Sırbistan 2-0 geriye düşmüştü bile. Cumartesi günkü çiftler maçını Sırplar kazanıp bir umut ışığı yakalayınca, kendini halk kahramanı sanan Djokovic sakat sakat oynama kararı aldı. Troicki'nin yerine korta çıktı Del Potro karşısında ve ikinci sette maçtan çekildi. Sonra ağlamalar, zırlamalar.

Troicki çıksaydı bence şansı daha fazlaydı. En azından sağlamdı ve kendi seyircisi önünde del Potro'yu yenebilirdi. Sağlam Djokovic de yenerdi ama işte sağlam değildi ki. Gerzek adam ucuz kahramanlık peşinde koştu, iyice batırdı.

Neticede finalin adı İspanya-Arjantin oldu. Djokovic 4 hafta yok.

Murray ve Nadal takvimin çok sıkışık olduğundan dem vururken, Federer ve Wawrinka İsviçre'yi tekrar World Group'a taşıdı. Wawrinka bir yıldır çalıştığı Lundgren'den ayrıldı. Pusiketliğinin faturasını ona kesmiş olacak. Sırbistan Davis Cup kaptanı Obradovic Amerika Açık'a yüklendi. ABD Davis Cup'ta son yıllarda başarısız o yüzden çatı yapmıyor kortların üstüneye getirdi konuyu. Bunlar hep Ameriganın oyunu zaten.


Read more...

14 Eylül 2011 Çarşamba

star wars 7: what! the! fucckk!






Çok, çok eskiden
Uzak bir galakside...

Kim derdi ki George Lucas stüdyosuna geri dönecek ve milyonları peşinden sürükleyen Star Wars için son bir film daha çekecek. İyi ve kötü üzerine, güç ve elde edilen o gücün yanlış ellerde ne kadar tehlikeli bir silah olabileceği konusu üzerine temellendirilmiş bir eserin bu yedinci ve son bölümünde bu sefer iyi veya kötü taraf yoktu. Bu sefer o gücün nasıl katlanarak çoğaldığı, rekabetin her zaman ilerlemeye yol açacağı anlatıldı. Tek gösterimlik bu şaheseri kaçıranların hayatında her daim bir parça eksik kalacak.

Işın kılıçlarının yerini raketlerin, mind tricklerin yerini "vamos" ve "ajde"lerin aldığı; bir anda yanınızdan geçen tie-fighter'ların küçük tüylü sarı toplarla yer değiştiği bir dünyada, şu fizik sınırları içinde gerçekleşmesine imkan veremeyeceğiniz doğaüstülükte ve insan sınırlarının zorlandığı seviyede bir mücadelenin yaşandığı o muhteşem gece geride kaldı.

Beni bilgisayar desteği ile yapılmadığına inandıramayacağınız o Shaolin Soccer'vari ralliler esnasında ruhunu teslim eden insanların öteki tarafa yüzlerinde huzur dolu bir gülümseme ile gittikleri ve cennette yerlerinin hazır olduğu konusundaki söylentilere cevap veren ilahiyat profesörleri, daha önce hiçbir konuda anlaşamamış olmalarına aldırmayıp fikir birliğine vardı: "Mümkündür, olasıdır."

Novak Djokovic ve Rafael Nadal. Drama dozu tadında bırakılmış nefis bir tenis ziyafeti sundular bize. Tenisi sevmeyenlerin ya da yakından takip etmeyenlerin de anlayabilmesi açısından şöyle bir örnek verebilirim ki bu maç biz tenisseverlere, ergenlik döneminde gece yarısından sonra açtığımız Show TV'deki kırmızı nokta kadar, belki de daha fazla heyecan, mutluluk ve zevk verdi. Bu maç Emmanuelle'in uzay gemisinde sevişebilmesi fikrini Inceptionvari şekilde kafalara enjekte eden yaratıcılığın bile bir noktada "Oha lan oha" tepkisi vereceği güzellikler ile doluydu. 2011 Amerika Açık tek erkekler finali tam anlamıyla tenis pornosuydu.

Tek bir sporcunun bir müsabakada bu kadar iyi performans gösterdiği görülmemiş şey değil. Etkileşimli sporlarda bir müsabaka içerisinde tek taraflı dominasyon neticesinde oluşan şeye rakip için hezimet diyoruz. Ancak filenin karşısındaki rakip de kendini aşmaya başlarsa, diğer tenisçi bu mükemmel performansını da katlamak zorunda kalıyor. İşte bunun sonucunda çıkan şeye de epik maç diyoruz. 12 Eylül 2011 gecesi yaşadığımız bu olay, iki tenisçinin de kariyerinin en uç noktasına çıkması, aynı hizaya gelen gezegenler gibi binlerce yılda bir görülebilecek bir doğa olayı aslında.

Pazartesi gecesi bir sprinter 100 metreyi 9 saniyede koştu. Bir atlet sırıkla 7 metreyi geçti. Dünya Kupası finalinde bir takım son dakikaya 3-0 geride girdiği maçı 4-3 kazandı. Dört gol de rövaşata ile atıldı. Pink Floyd tekrar konser vermek için buluştu. Richard ve Syd de oradaydı. O gece insan ırkının, doğa ve fizik yasalarının sınırları zorlandı. Ne mutlu ki bu çağda yaşıyoruz, ne mutlu ki dünyanın en iyi üç tenisçisini aynı dönem içinde canlı olarak izleyebiliyoruz. Ne mutlu tenisseverim diyene!

Read more...

12 Eylül 2011 Pazartesi

serena'ya men çıkabilir


Maç içerisinde hepimizin de gördüğü o "Kemeeeeeeen" (Serena'ca Come On) olayı Serena'nın çirkin yüzü desem değil, aptal yüzü desem değil, şımarık yüzünü ortaya çıkarttı. Hindrance denilen bir kural var, oyunun gidişatını etkileyecek herhangi bir durumda oyunu durduruyor ve duruma göre oyun tekrarı ya da puan cezası veriyor.

Serena daha top iki kez yere değmeden ya da rakibine gelmeden diyeyim bağırarak rakibinin konsantrasyonunu bozdu. (Kendisi yaptığı vuruşu bir winner sanıyor ama Stosur o topa dokunmayı başarmıştı. Siz yine de uyandırmayın yazık). Bu, bir WTA turnuvasında olsa oyun tekrarı olacak. Ama Grand Slamler ITF'e bağlı ve ITF'te kural der ki:

"Eğer bir oyuncunun dikkati rakibinin kasıtlı bir hareketi ile dağılırsa, oyuncu puanı kazanır.

Eğer bu dikkat dağılması kasıtlı olmayan bir hareket veya oyuncular dışında bir etmenden gerçekleşirse puan tekrarlanır"

Serena bunu bilmeyerek (bilmediğini iddia ederek) hakem Eva Asderaki'ye itiraz etti. Tamam oyunun gerginliği ile itiraz etti. Fakat sonra bir oyun oynandıktan sonra sandalye arasında hâlâ devam ettirdi tartışmayı. Eva'ya 2009 Amerika Açık yarı finalinin hakemi  Engzell ile karıştırarak bir şeyler söyledi. (Her gördüğü sarışını dedesi sanıyor. Kendisini First Lady Obama ile karıştırsak, "zenciyiz diye bizi karıştırıyorlar" deyip ağlar).

Gördüğüm kadarıyla maçtan sonra hakemin elini sıkmadı Serena. Ve basın toplantısında özür dilemedi yaptıklarından dolayı. Ve dahası maçtan sonra koridorda yanından geçen Eva Asderaki'ye ona bakmamasını söylemiş ve "Ezik" ve "Özünde çirkin" demiş. Bu son dediğim söylenti, Tennis.com'da mikrofonlar onu böyle derken yakaladı diyor. Duymadan bir şey diyemem şimdilik.

Şimdi turnuva yetkilileri olayları inceliyor.

2009'daki olaylar nedeniyle gözetimde olan ve gözetimi bu turnuvada biten Serena'ya gözetimdeyken böyle bir olay yarattığı için men cezası gelebilir.

Read more...

grand sam


Son bir senede başına gelenlerden sonra çıkıp iki ayda Grand Slam'de dünya 1 numarasını yenerek final oynamak saçmalık. Öncelikle bunu belirteyim. Bunu kariyerinde ikinci kez yaptı Serena. Bu geri dönüş, finali kazanamasa da kanımca Clijsters'ınkinden daha büyük. Zira Clijsters iki sene tenis oynamamış olabilir ama sakatlıktan veya ölümcül bir hastalıktan dönmedi. Kafasında dönmeye hazırdı ve düzenli antrenman yapmaya aylar öncesinden başladı.

Serena'nın durumu ise farklı. İki ameliyat geçirdi, iç kanamaya bağlı emboli geçirdi. Zihinsel olarak yıprandı. Fiziksel olarak zayıfladı. Ne zaman geri döneceğini bilemiyordu. (Zihinsel olarak yıprandı dedim ama kokteylden kokteyle, Oscar'dan baloya koşmasını da biliyordu) Neyse netiecede döndü ve yaklaşık olarak herkesi yenerek final oynadı. Kaybetti. Kaybetmeyi bilmeden kaybetti. Halbuki zamanında Belçikalılar'ın ona kaybetmeyi öğretmiş olması gerekirdi.

Şımarık insan her yerde ve her zaman şımarık oluyor onu anlatırım bir sonraki postta. Şimdi Stosur'u tebrik etmek istiyorum önce.

Zamanında oynadığı finallerin çok büyük bir çoğunluğunda yenilmesi üzerine ismiyle de uyumlu olduğundan Karavana Sam (Yosamite Sam diye bir çizgi karakter vardı onun Türkçe adı bu) diye başlık atmıştım bir postta kendisine. Avustralyalı 2010'daki RG finalindeki halinde çok uzaktaydı bugün. Ondan beklemediğim derecede konsantreydi ve ne istediğini biliyordu. Bu isteği için ne yapması gerektiğini de.

Servisleri çalıştı, return oyunu muazzamdı (bunda Serena'nın servislerinde bir türlü ritim bulamamasının etkisi büyük). Etkili servis, forehand ve file oyunu ona maç içerisinde özgüven de verdi. 2009'a kadar çiftlerde daha iyi olan ve teklerde sadece bir Grand Slam'de dördüncü tur görebilen Stosur iki yıl içinde zafere ulaştı.

Stosur'un 2007'de geçirdiği Lyme Hastalığı şimdiki çıktısına baktığımızda "iyi ki de olmuş" denilebilecek kötülükler arasındaki yerini alabilir aslında. Kariyerinin her an sonlanabileceğinin farkına varan Avustralyalı teklere yöneldi ve yavaş ama emin adımlarla kupa yolunu çıktı.

Read more...

5 Eylül 2011 Pazartesi

video: epik

Amerika Açık 2011 Dördüncü tur Maria Kirilenko Samantha Stosur İkinci set Tie-break Epik! İngilizcesini bulur bulmaz değiştireceğim. Üzgünüm.

Read more...

video: salndalyeden kaydfım krampken

Başlığın bilerek hatalı olduğunu bildiğinizi umuyorum

Read more...

gün sonu: amerika açık 2011 - gün 7

Dün için şunu söyleyebilirim: Dramadan drama beğenin.


Amerika Açık zamanı üzerine bir güzellik çöken, çöreklenen Flavia Pennetta yine ortalama üstü performansıyla çeyrek finalin yolunu tuttu. Son 1,5-2 senedir çıkışta olan ve ilk 20'ye kapağı atan, dördüncü turda karşılaştığı Shuai Peng ters bir rakip olabilirdi. İtalyan'ı Peng'dan daha çok zorlayan bir şey vardı dün.
Kendi servisinde maçtan iki puan uzaklıktayken gelen bulantı Sartre'ınki kadar olmasa da içtendi. Pennetta, Petkovic'in geçen ay yaptığı gibi Tepelere Koşmaktansa kortun uygun bir yerine bırakmayı denedi. Neyse ki herhangi bir ifrazat olmadı. Olan İtalyan'ın servis oyununa oldu ve set tie-break'e gitti.

O dağınıkla ilk puanı kaptıran ve 6-2 geriye düşen Flavi nereden geldiğini anlayamadığım bir dirençle üst üste altı puan kazanarak galip ayrıldı maçtan.

Karşılaşmadan sonra basın toplantısında nem ve sıcaktan dolayı zorlandığını ayrıca maçın da uzun ve gerici olmasının bunda etkili olduğunu söyledi.


Tam da aynı zaman diliminden Nadal, Nalbandian önünde  maçı kazanmak üzereydi. İlk set dışında pek de zorlandığını söyleyemeyiz İspanyol'un. Sağ ayağındaki sakatlık belli ki onu rahatsız ediyor. Maç içinde son sette tıbbi mola aldı. Asıl olay müsabakadan sonraki basın toplantısında gerçekleşti. Nadal gazetecilerle konuşurken bir anda durdu. Yüzü ekşi bir hal aldı. Durumu idare etmeye çalışıyordu ama kramp belli ki çok acı veriyordu. Sandalyeden kaydı. Masanın yanına uzandı. Tıbbi müdahaleden sonra yine sol kaşı havada sırıtkan bir ifade ile devam etti.

Günün draması ise Stosur - Kirilenko maçındaydı. İkinci setteki tie-break'i ben torunuma anlatacağım. O da torununa anlatsın. BlueRay adı verilen çok eskimiş teknolojiden izlesinler o seti. 2287 yılında "eskiden tenis çok güzelmiş" denilsin.


Maçın genelinde tenis kalitesi pek yüksek değildi. Kirilenko'dan hatalar, Stosur'dan hatalar. Tipik bir WTA maçı şeklinde, aldım verdim ben seni yendim diyerek geçiyordu. İkinci setin tie-break'inde ise puanların kalitesi değil belki ama mücadele düzeyi müthiş arttı. Ben tam üç kere maç bitti, iki kere set bitti dedim (teoride beş kere set bitti demiş oluyorum ama anladınız siz). Stosur ve Kirilenko her biri beşer kez seti bitiremedi. Bazıları kendi servisindeydi ama o heyecand aonun istatistiğini tutamadım.


Olayların nirvana'ya ulaştığı nokta ise Stosur maç puanındayken, aynı puanda üst üste iki Challenge'dan Kirilenko'nun haklı çıkmasıydı. 17-15 Kirilenko'nun üstünlüğü ile biten ve karar setine uzatan tie-break'te toplamda üç kere çizgi hakemlerinin yanlış kararlarını düzeltti Kirilenko. Düşünebiliyor musunuz Şahin Gözü olmasaydı neler olacaktı? Ya da şimdiye kadar ne haklar yendi? Amerika Açık'taki hakemler çok kötü bu yıl. Sandalye hakemleri dahi çok kötü. USTA buna bir şey yapması lazım.

Benim için en büyük drama ise tabii ki Bambam'ın Zvonareva karşısında varlık göstermemesi oldu. Delpo da elendi zaten enseyi kararttım.

Read more...

4 Eylül 2011 Pazar

gün sonu: amerika açık 2011 - gün 6

Serena Williams bir yıl aradan sonra oynadığı ikinci Grand Slam'de ilk beş sette sadece dört oyun bıraktı. Bu beş setin biri de bu akşamki Azarenka karşısındaki üçüncü tur maçındaydı. Belaruslu daha maçın başladığını anlamadan Serena atı almış, Dinara'nın aksine, Üsküdar'ı geçmişti. 5-0'dan sonra onurunu kurtaracak bir oyun almayı başardı dört numaralı seribaşı.

İkinci sette Azarenka olması gerektiği gibiydi. Serena'nın servisini bile kırmayı başardı bakın siz şu afacana. O kadar önemli bir yerde kırdı ki ilk set boyunca ezilmiş bir zihnin o noktada bu baskıyı karşılayabilmesi şaşırtıcıydı. Toplam dört maç puanı çevirerek tie-break'i gördü Vika. Tie-break'te ise Serena üstünlüğü vardı ve ABD'li son 16'ya kaldı.

Ben Serena'nın bu mini yenilmezliğini bağlayacak bir şey bulamadım. Oyununda fark ettiğim şey toplara çok çabuk hareketlenmesi. Adeta rakibin raketinden çıkmadan doğru köşede bitiveriyor.

Serena'yı düz oynayarak yenmeniz imkansıza yakın. Düz groundstroklarla olmaz. Oyunun ritmini hep değiştirmeniz lazım. Slicelar ile droplar ile. Serena'nın bu turnuvada karşılaştığı en güçlü isim Azarenka'ydı ve kendisi slice bilmez drop yapmaz bi şahsiyet.

Serena bu turda Ana ile oynayacak. Ana, Azarenka'ya oranla slice'ı daha çok kullanan bir tenisçi. Bu bir avantaj ama onun da bir handikapı var ki evlerden ırak.


Bugün Sloane Stephens önünde rezil bir servis performansıyla oynadı ve şunu açıkça söylüyorum 6-0/6-0 yenilir. Stephens bile dört kez servisini kırdı Ana'nın bu maçta. Varın gerisini siz düşünün. Ana çalışan tek silahıyla, forehandiyle bugün kazandı. Karşısında biraz daha deneyimli bir isim olsaydı, Robson olsaydı misal, işler değişirdi.

Schiavone isimli zat-ı muhterem yine ışığı gördü. Son anda bir elektroşok ile hayata döndü. Chanelle Scheepers önünde ikinci sette maç puanı çevirip karşılaşmayı kazandı. Işığı görmeyi çok seviyor reyiz. Rakibi Pavlyuchenkova olacak. Nastya, Jelena Jankovic'e set vermedi. Jankovic hiç sağlık molası alamadığı maçı kaybetti :(((

Petkovic, Carlo Suarez, Caro ve Sveta rahattı bugün.

Erkeklerde oturup adam akıllı bir maç izlemedim. Ne o öyle zaten dan dun, hiiç. Sürpriz de yok. Djokovic kazandı, Federer kazandı, Fish, Ha keza. Günün en heyecanlı geçmesi beklenen maçında Tsonga, yakışıklıyı eve gönderdi. Ha sürpriz yoktu dedim vardı galiba. Berdych nam-ı diğer Big Bird, Tipsarevic karşısında ikinci sette omuz sakatlığı nedeniyle maçtan çekildi. Tam tersine alışkınız ama biz.

Read more...

3 Eylül 2011 Cumartesi

video: gösteri değil grand slam maçı

Artık video yüklüyorum yormuyor :(

Djokovic ile Berlocq arasındaki müsabaka. Bu bir gösteri maçı değil, Amerika Açık ikinci tur maçı. Berlocq bir anda 13-0 geriye düşünce o da eğlenceye kaptırdı kendini. Disko disko Flushing Meadows.

Read more...

1 Eylül 2011 Perşembe

video: sakin-agresif gulbis





Şu videoyu izleyin. Baştan sona. Top iki kere sekti diye oyunu durduruyor sandalye hakemi Mariana Alves. Sonra Gulbis bir türlü sakinleşemiyor. Hele sandalyeye oturduktan sonrası muazzam. Dördüncü dakikadan sonra:

"Bu bir diyalog mu yoksa ben kendi kendime mi konuşuyorum"
"Belki 'Özür dilerim Ernests hata yaptım' diyebilirsin"
"Sana puanın ağır çekimde bir DVD'sini vereceğim"

Bunları o kadar sakin söylüyor ki. Yine de sandalye hakemine saygısızlık yapıyor kanımca. Ama Alves'in kitlenip kalması en sonda muazzam.

Bir de söyleyeyim o topa yetişiyor Gulbis, iki kere sekmiyor. Alves beni hayal kırıklığına uğratmaya devam ediyor.

Read more...

video: tenisi neden seviyoruz?


Dewey Nicks: Strong is Beautiful on Nowness.com.

Read more...

gün sonu: amerika açık 2011 - gün 3


(Foto koyamadım zira daylife çalışmıyordu, odun gibi yazı oldu sadece kusura bakmayın)

Tenisçiler kas ve kemik sakatlıklarından yeterince çekmiyorlarmış gibi virütik rahatsızlıklar da kariyerlerini taciz ediyor. Bunlardan en çok bilineni mononükleoz tabii ki. Federer'i etkileyen, Ancic'in kariyerini bitiren illet. Lyme vardı bir de. Avustralya'ya özgü. Sam Stosur'un şimdiki noktaya çok daha geç gelmesine neden olan. Bunların dışında adını daha önce hiç duymadığımız hastalıklar ve "blablabla disease"ler, "blablabla syndrome"lar...

Kuralar çekildiğinde İrlandalı Sorensen hazırlıklarını dünya altı numarasına göre yaptı. Bugün kortun ilk maçında karşısında Söderling'i bekliyordu ancak bulduğu kişi elemelerde elenen da Silva'ydı. Söderling maçtan bir gece önce mide ve baş ağrısı nedeniyle uyuyamamış. Sabah doktora gitmişler. Yakın zamanda geçirdiği bademcik iltihabının neden olduğu bir sorunmuş. Doktor oynamasının daha köüt sonuçlar doğurabileceğini söylemiş. İsveçli de son dakikaya kadar bekleyeyim ki heyecan olsun demiş. Bence herkes bademcikleri aldırsın. Ben 5 yaşında aldırdım. Çok da güzel, rahatım. Herkese tavsiye ediyorum. Anlamsız organlar zaten. Di mi, haksız mıyım, sen de bir şey de, niye konuşmuyorsun, susamıyorum ben nolcak....

Da Silva bir de sen plajdan gelen Danimarka gibi ilk sette yardır 5-0'a. Oradan git setlerde 2-1 öne geç, rakibin maçtan çekilsin tur atla. Hayat küçük sürprizlerle dolu değil mi azizim.

Günün en merakla beklediğim maçı. Lisicki için gerçek bir test olacaktı. Bu turnuvada nereye kadar gidebileceğini görebileceğimiz ilk büyük test olacaktı. Venus Williams turnuvadan çekilmeseydi. Onun da hastalığı adını ilk kez duyduğum bir sendrom. Sjögren Sendromu. Olay bağışıklık sisteminde geçiyor. İnsanın enerjisini emen, yorgun hissettiren ve eklem ağrılarına neden olan bir hastalık. Mononükleoz'a benzer belirtileri var. Google'da aratırsanız bulursunuz detayları burayı bilimsel makaleye çevirmeyelim şimdi.

Venus Avustralya'dan bu yana dört turnuva oynadı sadece. Önce karın kaslarını sakatladı sonra işte "gizemli" virüs vurdu.

Kadınlarda bugün dikkat çekici sonuçlar vardı. Elenen seribaşılar, zorlanan favoriler vardı. ABD'li raketler ön plandaydı. Madison Keys'ten başlamak istiyorum. Kaybetmesine rağmen en dikkat çekici tenisi oynayanlardan biri. İlk turda deneyimli vatandaşı Jill Craybas'ı yendi. Bugün 27 nolu seribaşı Lucie the Exorcist ile karşılaştı ve ilk sette 5-0 öne geçti. Ve neredeyse bagel'i yediriyordu. İki set puanından yararlanamadı. Kendi servisini falan da kaptırdı ondan sonra ama ilk seti almayı başardı.

İkinci setin başında da servis kıran Madison bir anda tribünleri ayağa kaldırdı. Ama sonrasında onu kritik puanlarda oynama başarısızlığı ya da daha doğru deyimle deneyimsizliği durdurdu (son beş kelime + bağlaç d ile başlıyor). Safarova yavaş yavaş maça ortak oldu ve kazandı. Madison daha 16 yaşında. Henüz üçüncü pro turnuvasında, hem de bir Grand Slam arenasında bunu başarması harika.

Kazanan genç Amerikalı Christina McHale'di. İsmini duyunca üniversite yıllarımı aklıma geitiyor McCabe-Thiele metodu nedeniyle. Neyse, Cincinnati'de dünya 1 numarasını yenen McHale kariyerinin ikinci top 10 galibiyetini Marion Bartoli'yi yenerek aldı. Bartoli ki Roland Garros ve Wimbledon'da iyi işler yapmış birisi. Çok sakin kalmayı başardı McHale ve her topa yetişti. Mental olarak diğerlerinden farkı belli oluyor ilk bakışta. Diğer gençler demiyorum bakın diğer bütün kadın tenisçilerden. Maçı kazanınca da çıldırmadı sakin sakin geldi Bartoli'nin elini sıktı büyük bir gülümseme ile yerine oturdu. Evinde, New Jersey'de kalıyormuş bir de. Otelde değil. Ne güzel.

Sonraaaa Dominika Cibulkova. Ekvador asıllı ABD'li Irina Falconi'ye yenildi o da. Hem de ilk set aldığı maçta. Şey ilginç, Falconi'nin ismi Cibulkova kadar duyulmuş değil ya, galibiyette "genç tensiçi bravo gelsin arkadan yensin seribaşılar" deniyor, destekleniyor. Ama filenin diğer tarafında Domi 89'lu. Bir yaş var aralarında sadece. Erken patlama yapmanın ters etkisi de bu oluyor. Domi Falconi'den küçükken Fransa Açık'ta yarı final oynadı, geçen yıl burada çeyrek final oynadı. Hiç.

Şimdi önümüzdeki 1-2 hafta Amerikan medyasının bu tensiçileri nasıl gazladığını göreceğiz. Sonra ABD dışında yenilmeye başlayacaklar büyük ihtimalle. Oudin'e dönüşecekler. Medyanın ağzını büzebilsek ne güzel olurdu.

Günün sondan bir önceki maçında Agnieszka, Kerber'e yenildi. Bunda Eurosport Türkiye ekibinin katkısı yadsınamaz.

Erkekler var daha. Aslında uzun uzun anlatılacak bir şey yok. Almagro elendi Benneteau'ya. Delpo ve Murray kazandı. Murray biraz saçmaladı ilk sette ama toparladı. Isner-Baghdatis maçı çok zevkliydi. Keza Roddcik-Russell. Bizim aklımız Marsel'de. Bu gece, o gece.


Read more...

31 Ağustos 2011 Çarşamba

gün sonu: amerika açık 2011 - gün 2

Ivanovic bugün kötü başladığı maçı güzel bitirmeyi başardı. Hemen ilk oyunda servis kırdırdığı maçta ilk sette 4-2 geriden gelip yedi oyun üst üste kazandı. Pek göremediğimiz bir şey ama bugün kendisini kamçılayan başka bir şey vardı. Maçtan sonra kort içinde ESPN ile yaptığı röportajda duygularını saklamakta zorlandı Ana. Hafta sonu ölen dedesi onu çok etkilemiş. Maç içerisinde onu düşünmemek için kendini zorladığını söyledi.

Bunun dışında Ana'yı dibe sürükleyen eski sevgilisi golfçü Adam Scott bugün Ana'nın locasından izledi maçı. İblis herif. Hâlâ peşinde dolaşıyor yaptıkları yetmemiş gibi. Ana'nın koçu Nigel Sears'ın kızı, Möri'nin sevgilisi Kim Sears'ta locadaydı.

Ivanovic ikinci turda Petra Cetkovska ile oynayacak. Wimbledon'ın intikamı alınacak.

Dün Wimledon şampiyonu Kvitova'nın elenmesinin ardından Roland Garros şampiyonu Li Na durur mu, yapıştırmış cevabı. Genç ve gelecek vaadeden Simona Halep önünde istediği tenisi sergileyemeyen ve çok basit hata yapan Çinli elendi. Halep kariyerinde ilk defa ilk 10'dan bir ismi mağlup etti.

1971'den bu yana ilk kez o yılın ilk üç Grand Slam'inin şampiyonu Amerika Açık ikinci turunu göremedi. Ozi Açık şampiyonu Kim Clijsters bildiğiniz gibi karın kaslarındaki sakatlık nedeniyle katılamadı.

Başka dikkate değer ne var diye bakıyorum, Schiavone'nin 16 çift hatası, Jelena Jankovic'in çok rahat kazanması, Cirstea'nın her zamanki gibi yenilmesi, Arantxa Rus'un kazanması, Hantuchova'nın Permantier'e boyun eğmesi, Jarka'nın nefis direnişi, tablonun en yaşlısı Date-Krumm'un o bildiğimiz sürprizini yapamayarak ilk turda elenmesi, Alize Cornet'nin hâlâ maç kazanabiliyor olması ve Lisicki'nin 32 dişli basın toplantısı var.

Bir de Jamie Hampton'ın Baltacha karşısında son sette 5-1 deride, son oyunda 30-15 öndeyken maçı bırakması. Canlı skorlardan izlerken görünce şaşırmıştım, maçın o noktasında bırakmak içn ciddi bir sakatlık olması lazımdı. Çok kötü kramp geçirmiş ve 10 dakikalık tedavi dahi yetmemiş.

Wozniacki de korttaydı bugün. Rahat kazandı maçını. Karşılaşmadan sonra basın toplantısında "Kim ne derse desin aşkk için önce..." ha yok, "Kim ne derse desin 1 numara benim vebırakaya hiç niyetim yok" dedi. Rory hakkında konuştu ve yeni gizemli koçunun ismini yine söylemedi. Maçı izlemiş ama bu yeni koç. Yoksa yeni koç Rory mi?

Caro'nun rakibi Nuria ise 1.55 boyunda bir tenisçi. Küçükken Messi'nin doktoruna götürselermiş yavrucağı uzarmış belki biraz daha. Hormonlu Nuria. Töbe ya.

----

Yediklerinize dikkat edin. Sonra merkez kortta dünya 1 numarası karşısında midenizden gelen sesler, kafanızdan gelenleri bastırır ve Conor Niland gibi maçtan çekilmek zorunda kalırsınız. İrlandalı tenisçi 11-1 gerideyken daha fazla dayanamadı ve müsabakayı 44 dakikada terk etti.

Ve sonra Nadal-Golubev vardı. Kazak tenisçi yıl içinde rekor düzeyde arka arkaya maç kaybetmişti. Nadal ise... Nadal işte. Bu maçta biz Golubev'in neden bu kadar maç kaybettiğini öğrendik. Cevap netti. Adamda finishing 3. 20 üstünden. Üç sette de servis kırarak öne geçti. Son iki sette 5-2 öne geçti hatta. İkinci sette yedi set puanından yararlanamadı. Hakemle bolca tartıştı.

Büyük tenisçiler ile diğerleri arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Yoksa Golubev'in vuruşları çok temiz. Ama işte kafada sorun var biraz. Bu arka arkaya gelen mağlubiyetlerini açıklıyor. Nadal hayranları korkutsa da güvenle ikinci tura yürüdü.

Parti çocuğu Gulbis maçının gündüz olduğuna sevinmiş olmalı. Zira akşam çılgın doğum günü partisine akabilir (Maçtan sonra yeterince kutlama yaptığını gidip uyuacağını söyledi biz de yedik onu). Bugün doğan Ernie, 16 nolu seribaşı Youzhny'e set vermeyerek kazandı maçını. Letonyalı'dan görmeye pek alışık değiliz böyle şeyleri ama oldu bu bugün. Bi yerlerde turnuvanın gizli favorisi olduğunu yazmışlardı. O kadar uçmayalım.

Bir de Sergey Bubka'nın oğlu Sergei Bubka (oğlum olursa adını Onar koyucam) 24 yaşında ilk Grand Slam ana tablo maçını kazandı. Sergey Bubka kim diyenler, Google var.

Read more...

30 Ağustos 2011 Salı

video: azından mı öpmüş?



Grigor Dimitrov nasıl bir ruh halindeyse Monfils'i ağzından burnundan öpmeye kalktı.

Read more...

maç programı: amerika açık 2011 - gün 2


İkinci günün en önemli maçı şüphesiz kariyerinde ikinci kez Amerika Açık ana tablosu gören milli raket Marsel İlhan ile deneyimli Kanadalı Frank Dancevic arasında olacak. Altı nolu kortun ikinci maçında karşı karşıya gelecek ikilinin mücadelesi 20.00 sularında başlayacak. Kort yayın kortu olmadığından, müsabakanın TV yayını olmayacak.

Merkez kortta yani Arthur Ashe'te iki dünya 1 numarası arka arkaya mücadele edecek. Ancak günün açılışı Victoria Azarenka'nın. Belaruslu dört numaralı seribaşı, İsveçli Johanna Larsson ile karşılaşacak.

Bu maçın ardından ilk Grand Slam zaferini kovalayacak olan Caroline Wozniacki, Nuria Llagostera Vives ile ikinci tura çıkma mücadelesi verecek. Kadınlardaki 1 numaranın ardından erkeklerde dünya 1 numarası ve bu sezonun yalnızca iki mağlubiyetli ismi Novak Djokovic, elemelerden gelen İrlandalı Conor Niland'a karşı raket sallayacak.

Merkez kortun akşam seansında son şampiyon sahne alacak. İki numaralı seribaşı Rafael Nadal'ın rakibi Andrey Golubev olacak. Kortun kapanış mücadelesi ise performansı merakla beklenen Serena Williams ile genç Sırp Bojana Jovanovski arasında.

Louis Armstrong kortunda açılışı David Ferrer - Igor Andreev müsabakası yapacak. Fransa Açık finalisti Francesca Schiavone ve Li Na ilk maçın ardından arka arkaya ilk tur mücadelelerine çıkacak. Kortun son maçı ev sahibi raketlerden ve eski ilk 10 oyuncularından James Blake ile Jesse Huta Galung arasında yapılacak.

Üçüncü büyük kort olan Grandstand'de Federer'i üst üste iki kez yenmeyi başaran Jo-Wilfried Tsonga, Jelena Jankovic, Marsel'in olası ikinci tur rakibi Fernando Verdasco ve Ana Ivanovic'in ilk tur mücadeleleri sahne alacak.

Günün dikkat çeken diğer eşleşmeleri şöyle:
Iveta Benesova - Jarmila Gajdosova (13 nolu kort, dördüncü maç)
Flavia Pennetta - Aravane Rezai (11 nolu kort, ilk maç)
Mikhail Youzhny - Ernests Gulbis (11 nolu kort, ikinci maç)
Yanina Wickmayer - Sorana Cirstea (7 nolu kort, ilk maç)

TÜM MAÇLAR İÇİN TIKLAYIN

Read more...

gün sonu: amerika açık 2011 - gün 1

Petra Kvitova... Wimbledon sonrası bu kıza yaramıyor. Geçen yıl herkesi şaşırtarak yarı final oynadı ve ardından sezon sonuna kadar yattı. Sezonun başında yine çok iyi başladı. Brisbane ve Paris'i kazandı. Sonra toprak kortta bile turnuva kazanacak kadar ileri gitti. Bu yıl Wimby zamanı yine servisleriyle geldi ve şampiyon oldu hiçbir şey olmamış gibi. Şimdi bakıyoruz Amerika Açık ilk turunda atta gidiyor.

Bugün Alexandra Dulgheru önünde acayip bir yorgunluk vardı üzerinde. İki sette de erkenden servis kırıp öne geçti ama bu üstünlüğünü koruyamayacak kadar kötü servis attı. Sonuçta set alamadan elendi. Açık Çağ'da Amerika Açık ilk turunda elenen ilk Wimbledon şampiyonu oldu. O da başarı neticede...


Ve sonra Sharapova... Bu kız tutuk, bu kız istikrarsız. Bu kızın bir daha Grand Slam kazanamamasından korkmaya başlıyorum. Roland Garros'ta ev sahibi genç raket Caroline Garcia önünde ecel terleri döken Masha, Wimbledon ikinci turunda yine ev sahibi ve yine genç olan Laura Robson'a karşı zor anlar yaşamıştı. İki maçtan da deneyimi ve savaşkan ruhu ile galibiyetle ayrılmayı da başarmıştı. 2009'da yine ev sahibi ve yine genç bir tenisçi olan Melanie Oudin'e Amerika Açık'ta elenmişti.

Genç tenisçilere karşı olan bu garip tutukluğu Masha'nın bugün de elenmesine neden oluyordu. Heather Watson karşısında ilk seti kaybetti. İkinci sette 4-1 öne geçip 5-5'e gelmesini engelleyemedi yine de son sete taşımayı başardı maçı.


Ne olacak Masha'nın hali bilemiyorum. Umarım maçlar ilerledikçe açılır.

Laura Pous-Tio... Onu Japonya Ulusal Sakatlanma Günü kutlamaları kurtardı. Misaki Doi karşısında ilk seti kazanan İspanyol tenisçi ikinci sette rahat rahat geldi ve 5-2 öne geçti. Günün ve turnuvanın ilk galibi olmaya o kadar yakınken bir anda tıkandı. İki kez maç için servis atarken servisini kırdırdı. Sonra rakibinin servisini kırıp 6-5 öne geçti ama servisini bir daha kırdırdı. Tie-break'te kendi servisinde sayısız maç puanı kaçırdı ve seti tie-break ile 14-12 kaybetti.

Son sette İspanyol raket 5-2 öndeyken Doi maçtan çekildi sakatlık nedeniyle. Neden Japonya Ulusal Sakatlanma Günü dedim çünkü Kei Nishikori ve Ayumi Morita da sakatlık nedeniyle çekildiler. Hadi Nishikori hatalı üretim de Morita'ya ne oluyor?

Robson karşısında ilk seti tie-break ile kaybettikten sonra ikinci setin başında servis kırdıran Japon, maçtan çekilince, Britanyalı 94lü kızcağız da kariyerinde ilk defa gördüğü Amerika Açık ana tablosunda biraz daha kalma şansına erişti. Bu tıfılın Murray'den önce Grand Slam kazanması tarihi bir olay olur.





Bu maçtaki en komik olay ise iki tenisçinin de şapkaları yani siperlikleri hariç, taytlarına kadar aynı renk ve kıyafet kombinasyonu ile maça çıkmalarıydı.

Gençlerden gidelim. Yine ilk kez ana tablo gören Noppawan Lertcheewakarn, Yakimova'yı üç sete götürse de galip gelemedi. Gelseydi Masha ile eşleşecekti. Bir başka genç tenisçi Masha'nın kabusu olurdu.

Sonra ana tablonun yanılmıyosam en genci 95li Madison Keys, Jill Craybas'ı yendi. Jill= 2xMadison+5 ise yaşını bulunuz (10 puan). Büyük başarı wildcard ile turnuvaya katılan ABD'liden. Lauren Davis'ten de bekliyorum aynı güzelliği.

ABD'li demişken Venus Williams yıllar sonra "Aaaa ne giymiş la bu" demediğimiz bir elbise ile çıktı. Moda dünyası panikte.

Asabi güzel Urszula kırk yılda bir ana tablo görüyor. Onda da ablası Agnieszka ile eşleştiren, kardeşi kardeşe kırdıran Amerika Açık yönetimine yuh olsun. Bunlar hep Polonya'yı bölmek için atılan adımlar. Önce kızları babalarından soğuttular ve koçluk görevinden ayrılmasını sağladılar. Şimdi de böyle ufak oyunlarla kardeşleri küstürecekler. Radwanskalar yıkılmaz. Together they stand, divided they fall. Bunu iyi biliyorlar. Kahrolsun emperyalist Flushing Meadows. Yaşasın raketlerin kardeşliği.

--------

Erkeklerde Mardy Fish fırtına gibi bir galibiyetle başladı. Şu an rüzgar tamamen arkasında. Bakalım nereye kadar taşıyabilecek kendini. Büyük sürprizler bekliyorum. ABD'nin 1 numarası ikinci turda Malek Jaziri ile oynayacak. Tunuslu raket kariyerinde ilk kez ana tablo oynuyor ve elemelerden gelip ilk turda Thiemo de Bakker'i mağlup etti. Çok büyük bir sürpriz.

Günün diğer sürprizleri Troicki ve Bellucci'den geldi. Viktor, Alejandro Falla'ya beş sette kaybederken, Thomaz ilk iki seti kazandığı maçta Dudi Sela'ya yenildi. Karşılaşma bir Davis Cup atmosferinde oynandı yalnız. İsrailliler çok bağırdı.


Erkeklerdeki sinirli ergenimiz Ryan Harrison, Marin Cilic'ten set alamadan elendi. ABD'nin geleceğini bağladığı bu genç adam Olimpiyatlar'da raket atma diye bir dal olsa altın madalyaya koşabilir. Keskin sirke küpüne zarar. Keskin körpe... Cilic de forehandlerinde çok hata yapmasına rağmen kazandı. Kaleci ile karşı karşıya kalan Güiza kadar felaketti forehandleri bugün.

Günün en komik olayı ise Monfils-Dimitrov maçının sonunda yaşandı. Maçı set alamadan kaybeden Dimitrov filedeki tokalaşma sırasında Monfils'i dudaktan öpmeye çalıştı. Monfils refleksle çekildi ilk önce sonra yanaktan öptü. Hayat ilginçliklerle dolu.


Read more...

29 Ağustos 2011 Pazartesi

maç programı: amerika açık 2011 - gün 1


(Eurosport yayın akışı için tıklayın)

Kasırga’nın beklenenden hafif şekilde yoluna devam etmesinin ardından Amerika Açık programda bir sarkma olmadan başlayacak. İşte ilk günün önce çıkan müsabakaları:

İsmini eski ABD’li tenisçilerden Arthur Ashe’ten alan merkez kortta açılışı ev sahibi Mardy Fish yapacak. Cuma günü açıklanan ilk programda ilk maç Wimbledon şampiyonu Petra Kvitova’nın gözükse de dün organizatörler ufak bir değişiklik yapı. Bu yıl Amerika Açık Serileri’ni şampiyon olarak tamamlayan Fish’in rakibi Alman Tobias Kamke.

Ardından kadınlarda üç numaralı seribaşı ve 2006 şampiyonu Maria Sharapova, genç Britanyalı Heather Watson ile karşılaşacak. Akşam seansında iki kez Amerika Açık şampiyonu ev sahibi raket Venus Williams, Vesna Dolonts karşısında ikinci tur vizesi arayacak. Kortun kapanışını ise yaşayan efsane Roger Federer yapacak. Rakibi Kolombiya’dan Santiago Giraldo.

Louis Armstrong kortunda beş müsabaka var. Gelecek vaat eden ABD’li Ryan Harrison, 27 numaralı seribaşı Marin Cilic önünde sürpriz arayacak. Bu mücadeleyi takiben üç kadınlar maçı oynanacak. Kvitova, Zvonareva ve Bartoli sırasıyla görece zayıf rakipleri karşısında ilk sınavlarını verecekler.

Genç bir raketle güne başlayan kort, bir başka genç tenisçiyle perdeyi kapatacak. Geleceğin Federer’i denilen Grigor Dimitrov ile yedi numaralı seribaşı Gael Monfils ikinci tura çıkmak için mücadele verecek.

Müsabakalar Arthur Ashe ve Grandstand kortları hariç saat 18.00’de başlayacak. Maçların başlama saati Grandstand’de 19.00, Arthur Ashe’te ise 20.00.

Günün dikkat çeken diğer müsabakaları:
Ivo Karlovic – Fernando Gonzalez (6 nolu kort, ikinci maç)
Radek Stepanek – Philipp Kohlschreiber (11 nolu kort, üçüncü maç)
Urszula Radwanska –Agnieszka Radwanska (11 nolu kort, dördüncü maç)
Ekaterina Makarova – Maria Kirilenko (7 nolu kort, üçüncü maç)

TÜM PROGRAM BURADA!

Read more...

28 Ağustos 2011 Pazar

foto: carory, piotrory, damat rory






Read more...

dallas: vahşi batı'da yahşi alman


Wimbledon'dan önce Birmingham’ı kazanan Lisicki, Londra’da kariyerinin en iyi Grand Slam derecesini elde etmişti. Şimdi kapıda Amerika Açık, Bambam bu hafta Dallas’ı kazandı. İlk turda ara sıra geri tepen silah gibi ters sonuçlara sebep olan Sania Mirza’yı geçti. Yarı finalde Rumen Begu’yu, finalde ise Rezai’yi. Beş maçta toplam 13 oyun kaybetti. Çok iyi bir sayı bu.

Lisicki’yi kara tay olarak görebiliriz Ameirka Açık için. O da servis performansının oyununda önemli rol oyandığı diğer tenisçiler gibi servislerinde hep iyi olmak zorunda. Kötü gitmeye başlarsa zira o maç da, turnuva da oraya gider. O yüzden sonucu tahmin edilmesi zor Lisicki’nin maçlarının.

Rezai ise 13 ay sonra final gördü. Babasıyla olan tartışması şüphesiz bütün psikolojisini etkiledi. Yavaş yavaş toparlanır.

Bambam’ın üçüncü tekler şampiyonluğu. Bilgilerinin yanlış okunduğu turnuvayı kazanması da güzel oldu. “Sabrina” Lisicki, artık doğru söylerler ismini.

Read more...
yasal uyarı (disclaimer diyor yabancı insanlar)

bu blogdaki fotoğrafların yüzde 99.9'u http://sports.yahoo.com adresinden alınmaktadır.. tüm hakları reuters, ap ve getty images'e aittir.. sanırım.. bu blog tarafsız bir tenis blogu değildir.. sevdiğim tenis oyuncularını kayırırım.. ama sevmediklerime hakaret etmem.. siz de etmeyin, çok ayıp.. yorum yazarken öyle tek cümlelik "saldır federer, vur kır nadal" tarzı yorumlarınızı yayınlamayacağımı göz önünde bulundurun.. merak ettiklerinizi ya da içinde cidden yorum bulunan yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin.. tenisi sevelim.. boş alanlara kort dikelim.. teşekkürler..

ben olsam firefox 3küsür ve en az 1152x864 çözünürlükte dolanırım buralarda..

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP